Merhabalar :)
Hadi bir supriz yapayim ve oturup birseyler yazayim istedim ...
Bir yili gecti blog yazmayi biraktigimdan beri.
Aslinda tekrar yazsam mi - yazmasam mi gelgitleri cok oldu ama bir turlu cesaret edemedim..
Iyide oldu aslinda....
Beni instagramdan takip edenler bilirler, (hesabim oxoxokr) bir bucuk yil once ise baslamistim. Ingilizce ogretmenligi yapiyorum pazartesiden cumaya . Daha sonra mudurumuz beni bakanliga kaydettiremeyince , ikimizde birbirimizden ayrilmak istemedigimiz icin
Hanyang universitesinde (ingilizce bolumu) uzaktan egitime basladim. Bu sayede beni kaydettirebildi ve halen ayni yerde calisiyorum ve uni. derslerimi dinliyorum. Ilk okuldan lise son sinifa kadar ogrencilerim var. Sabah kendi derslerim , ogleden aksama kadar da iste oldugum icin blog yazmaya vaktim ne yazik ki yetersiz kaliyor...
Hazir bugun vaktim de cesaretim de varken biraz karalayayim dedim :)
Belki bircogunuz biliyorsunuz ...
Bundan 6 ay once birgun , grip oldugum dusuncesiyle doktora gidince 5 haftalik hamile oldugumu ogrendim ...
Aslinda biz henuz bebek dusunmuyorduk .. Belki bir iki yil daha gecsin diyorduk...
Ama ogrendimiz andan ihtibaren butun dunyamiz degisti. Bu duygulari ifade edebilir miyim bilmiyorum, sanirim sadece tecrube etmis olanlar ne demek istedigimi anlayabilir.
Bebegin ultrasondaki bir goruntusu ya da bir tekmesi bile sevincten ciglik atmamiza sebeb oldu
yuzu soyle mi olacak, gozu boyle mi olacak, sana mi bana mi daha cok cekecek heyecani ,
simdiden bunlari dusunmek salaklik ama bebegin konusabilecegi dillerden tutunda , dini hassasiyetine , gidecegi okuldan evlenecegi kiza kadar konustuk .. (hahaha ) ...
Simdiki tek temennimiz 40 haftaya kadar sag saglim gidebilmek ve saglikla dogabilmesi ....
Biraz Kore'deki doktor kontrollerinden bahsedecek olursam ....
Ilk 3 ay boyunca her iki haftada bir doktor kontrollerimiz vardi .
Korede hastanelerden ziyade kliniklere gidiliyor ... Ve kliniklerde de sigortadan faydalanabildiginiz icin pahali olmuyor ... Ilk giris yaptiginizda size bir kart ve hamilelik defteri veriliyor . Her muayenizden sonra hemsireler bebegin ultrason goruntusunu yapistirip , annenin bilgilerini deftere yaziyorlar ... Ilk kontrolumuzde bana idrar ve kan testi yaptilar .... Her kontrolumuzde mutlaka tansiyon ve kilo kontrolu yapiliyor ...
Sukur Allah'ima 100 kilo olacagimi dusunurken 6 ayda sadece 4.5 kilo aldim ....
Kore devleti hamile bayanlara 500 bin wonluk yardim yapiyor ve icinde bu miktarin yuklu oldugu kredi karti veriyor. Muayenelerinizi bu kartla odeyebiliyorsunuz ama malesef gebeligin sonuna kadar dusunursek 500 bin won yetmiyor cunku testler epey pahali oluyor.
Bunun disinda suana kadar bebege 2li down sendromu testi yapildi. Allah'a sukur temiz cikti testlerimiz....
3. aydan sonra kontrollerimiz ayda bire dustu.. Ve 7. aydan ihtibaren tekrar 2 haftada bir kontrole gitmeye baslayacagiz ....
5. aya kadar baska bir test yapilmadi ..
5. ayin ortasindayken ayrintili ultrason kontrolumuz yapildi . Bebegin el ve ayak parmaklari sayildi, kulaklari , beyin sivisi, kalbi , teker teker hepsini kontrol etti uzman doktor.
iki hafta sonra seker taramasi yapilacak. 50 gram glikoz icecegi verdiler hastaneden. Hastaneye gitmeden 1 saat once icmemi, icmeden 2 saat once yemegi kesmemi ve ictikten sonra kesinlikle bir sey yiyip icmememi ve dis bile fircalamammi tembihlediler.
Seker taramasini yaptircagim cunku normalde de tatli sik sik yiyen biri oldugum icin sekerim yuksek olma ihtimaline karsi biraz endiseleniyorum. Ama eger seker taramasi yuksek cikarsa seker yuklemesi yapmak isterlerse artik doktorla kavga dovus yaptirmamayi planliyorum cunku verilecek seker miktari cok yuksek.
Bu arada tasindigimiz icin cok sevdigimiz bayan doktorumu birakip onun tavsiye ettigi baska bir yere transfer olduk. Yeni doktor ve klinigimiz daha profesyonel ve donanimli ama yine de aklim ve yuregim orda kaldi. Doktor hanim da bebegi cok merak ettigini soyledigi icin , dogduktan sonra bebekle beraber ziyaretine gitmeye soz verdik .
Yaklasik 3 ayimiz kaldi ... Umuyorum ki sorunsuz gececek ve saglikla kucagimiza almak nasip olacak. Turkce ismi Furkan ... Lee Furkan ... Korece ismi ise dogduktan sonra konulacak . Koreliler yildizlarina bilmem neyine bakip ona uygun isim secebilen kisilere isim koyduruyorlar ... Kayinvalidem boyle seylere cok inandigi icin onlara biraktim korece ismini ....
Bilmiyorum Turkiye'de durumlar nasil oluyor cunku daha once hic hamile kalmadim . Ama Kore'de doktorlardan tutun hemsirelere kadar mukemmel bir ilgi ve hassasiyetle yaklasiyorlar . (ya da belki bana oyleleri denk geldi) Ultrason kontrollerimizde olsun, diger gorusmelerde olsun surekli aciklama yapildi ve yemek tavsiyeleri dahi verildi bana. Hatta bayan doktorum kiyafetime kadar karismisti, soyle giyin boyle giyin rahat olur gibisinden .... Dolayisiyla her konuda icimiz cok rahat doktorlar acisindan ...
Dogum insallah normal dogum olur , temennim bu ama Allah'tan baskasi henuz bilemez ..
Ama doktorumun , ki burada genelde eger farkli bir durum yoksa normal doguma tesvik ediyorlar .. Bebek donmemezlik etmezse ya da dogum sirasinda bir sorun cikmazsa doktorum dogumun normal dogum olacagi gozuyle bakiyor .. Bebegi cok buyutmememi , en fazla 3 kilo olmasini sik sik tembih ediyor cunku kilolu olursa senin icin normal dogum zor olacak diyor.
Aslinda zaten hep instagram da bahsettigim seyleri anlattim .. Umarim sikilmadiniz ...
Bol bol dua ve desteklerinizi bekliyorum :) Hoscakalin ....
31 Mayıs 2015 Pazar
4 Mayıs 2014 Pazar
pazar postasi :)
Uzun oldu şöyle bilgisayarı kucağıma alıp klavyeye dokunmayalı..
Bunun da bir neşe kaynağı olduğunu , yazmanın yüreğe nasıl da memnuniyet aşıladığını unutmuşum...
Bilgisayarıma yabancılaşmışım :D
Geçen hafta sonu çocukları Tosel sınavına götürdük. Gençler için ingilizce tespit sınavı .
Şu sıralar hayat sahnemi '' çocuklar'' çok fazla işgal ediyor ..
Kimini sarılıp sarmalayıp içime sokasım geliyor , o kadar seviyorum
kimisi ise laf dinlemikçe ,korece anlamadığımı sanıp kabalık edince kıçını çimdire çimdire korece olarak azarlamak istiyorum haha ...
Burası Oi-do. Çocukları sınava götürdükten sonra dersaneye bırakıp öğretmenlerle yemek yemeğe gittik.
Son zamanlarda parfum konusunda zor anlar yaşıyorum ..
Ben güzel kokuyu çok seviyorum.
Makyaj malzemesinden çok parfumum var , banyo sabunlarımı bile özellikle yoğun kokulu olanını alıyorum.
Kokuyu seviyorum ne yaparsın ...
Ama Koreliler , Avrupa'da banyo yapmadıkları için parfum kullanılmaya başlandığını düşündüğü, dolayısıyla kötü kokuyu bastırmak için kullanılan bir malzeme olduğuna inandıkları için hem parfum kullanımı çok yaygın değil hem de sizden yoğun parfum kokusu geldiğinde ekşiyen yüzlerle karşılaşmanız çok olası oluyor .
Otobüse bindiğimde önümdeki , yanımdaki ajummaların suratlarını ekşitmesi ya da hemem camı sonuna kadar açması bana çok ama çok kabaca geliyor. Elbette benim hoşlandığım kokuyu beğenmeyebilir ama ben de burun deliklerini çatlatacak kadar fazla sıkıp çıkmıyorum . Etiket olsun, görgü olsun diye iki dakika bekleyip camını açabilir ki o insan yanına gelir gelmez ondan dolayı açtığını düşünüp incinmesin diye.
Benim parfümüme yüz ekşitip anında camı açsalar dahi öğlen vakti , sıcak otobüsün içinde leş gibi soju kokan biri bindiğinde aynı tepkiyi göstermiyorlar ... Halbu ki benim midem kalkıyor o içki kokusuna ...
Kırıcı oluyor ... pis ter kokusu da değil, 10 liralık ucuz parfum kullanıyorum da değil . Zaten kırıcı tarafı benim parfümüme yüz ekşitmleri değil elbette , o tepki . Biraz ince olunsa insan ne kaybeder . Ben olsam, yanıma gelenin kokusundan hoşlanmasam elbette inene kadar dayanıp kendime eziyet edecek değilim ama en azından 2 dk bekler öyle açardım camı ki o insan incinmesin.
İnsanın kalbinde az da olsa buğz oluşuyor,bende o yüzden otobüste içki kokan birini görünce öfleyip püflüyorum. Hadi bakalım el mi yaman bey mi yaman misali.
Burada okuyan Türk bir arkadaşım iş yerinde parfümüne karıştıkları için , kokusu yoğun olduğu için kullanmak istemeyip bana verdi.
Bu hafta başı , pazartesi , yanı 5 mayıs çocuk bayramı
6 mayıs Budda'nın doğum günü.
Dolayısıyla 2 gün tatil.
anne-baba günü ve öğretmenler günü de mayısta Kore'de . Ayrca baharında başlangıcı olduğu için
Mayıs için ''sevgi'' ya da ''aile '' ayı diye anıyorlar .
Bunun da bir neşe kaynağı olduğunu , yazmanın yüreğe nasıl da memnuniyet aşıladığını unutmuşum...
Bilgisayarıma yabancılaşmışım :D
Geçen hafta sonu çocukları Tosel sınavına götürdük. Gençler için ingilizce tespit sınavı .
Şu sıralar hayat sahnemi '' çocuklar'' çok fazla işgal ediyor ..
Kimini sarılıp sarmalayıp içime sokasım geliyor , o kadar seviyorum
kimisi ise laf dinlemikçe ,korece anlamadığımı sanıp kabalık edince kıçını çimdire çimdire korece olarak azarlamak istiyorum haha ...
Burası Oi-do. Çocukları sınava götürdükten sonra dersaneye bırakıp öğretmenlerle yemek yemeğe gittik.
Son zamanlarda parfum konusunda zor anlar yaşıyorum ..
Ben güzel kokuyu çok seviyorum.
Makyaj malzemesinden çok parfumum var , banyo sabunlarımı bile özellikle yoğun kokulu olanını alıyorum.
Kokuyu seviyorum ne yaparsın ...
Ama Koreliler , Avrupa'da banyo yapmadıkları için parfum kullanılmaya başlandığını düşündüğü, dolayısıyla kötü kokuyu bastırmak için kullanılan bir malzeme olduğuna inandıkları için hem parfum kullanımı çok yaygın değil hem de sizden yoğun parfum kokusu geldiğinde ekşiyen yüzlerle karşılaşmanız çok olası oluyor .
Otobüse bindiğimde önümdeki , yanımdaki ajummaların suratlarını ekşitmesi ya da hemem camı sonuna kadar açması bana çok ama çok kabaca geliyor. Elbette benim hoşlandığım kokuyu beğenmeyebilir ama ben de burun deliklerini çatlatacak kadar fazla sıkıp çıkmıyorum . Etiket olsun, görgü olsun diye iki dakika bekleyip camını açabilir ki o insan yanına gelir gelmez ondan dolayı açtığını düşünüp incinmesin diye.
Benim parfümüme yüz ekşitip anında camı açsalar dahi öğlen vakti , sıcak otobüsün içinde leş gibi soju kokan biri bindiğinde aynı tepkiyi göstermiyorlar ... Halbu ki benim midem kalkıyor o içki kokusuna ...
Kırıcı oluyor ... pis ter kokusu da değil, 10 liralık ucuz parfum kullanıyorum da değil . Zaten kırıcı tarafı benim parfümüme yüz ekşitmleri değil elbette , o tepki . Biraz ince olunsa insan ne kaybeder . Ben olsam, yanıma gelenin kokusundan hoşlanmasam elbette inene kadar dayanıp kendime eziyet edecek değilim ama en azından 2 dk bekler öyle açardım camı ki o insan incinmesin.
İnsanın kalbinde az da olsa buğz oluşuyor,bende o yüzden otobüste içki kokan birini görünce öfleyip püflüyorum. Hadi bakalım el mi yaman bey mi yaman misali.
Burada okuyan Türk bir arkadaşım iş yerinde parfümüne karıştıkları için , kokusu yoğun olduğu için kullanmak istemeyip bana verdi.
Bu arada bu yemeklerin hepsini aynı gün yedik.
Festival misali bayram yaşadık :D
6 mayıs Budda'nın doğum günü.
Dolayısıyla 2 gün tatil.
anne-baba günü ve öğretmenler günü de mayısta Kore'de . Ayrca baharında başlangıcı olduğu için
Mayıs için ''sevgi'' ya da ''aile '' ayı diye anıyorlar .
15 Nisan 2014 Salı
대구탕 (daegu tang ) Kore Yemegi
Az önce otobüs şöförüne öküz dedim...
Bazıları öyle tabiri caizse hayvan gibi kullaniyor ki ..
Belim kiriliyordu neredeyse ,demire carptim fren yapinca.....
Korelilerin cit cikarmamasi hayret ediyorum...
Bizde olsa mutlaka biri cikip "höyt kasaptan mi aldin ehliyeti adam gibi kullan tepetaklak dusureceksin bizi derdi "
Yusuf'a sordum neden kimse birsey demiyor , hele topuklu giyersem resmen bilgisayar oyununun kahramani gibi dusup ölmeme cabasi gosteriyorum dedim.
Koreliler mesgul insanlar olduklari icin, cabucak gittikleri yere varmak isterlermis . Bu yuzden soforun boyle hizli ve icindekileri tayfuna tutulmus misali birbirine katan surusune aldirmazlarmis .
Ben cok aldiriyorum vallahi... öküz'den basliyorum ... haha ....
Bazıları öyle tabiri caizse hayvan gibi kullaniyor ki ..
Belim kiriliyordu neredeyse ,demire carptim fren yapinca.....
Korelilerin cit cikarmamasi hayret ediyorum...
Bizde olsa mutlaka biri cikip "höyt kasaptan mi aldin ehliyeti adam gibi kullan tepetaklak dusureceksin bizi derdi "
Yusuf'a sordum neden kimse birsey demiyor , hele topuklu giyersem resmen bilgisayar oyununun kahramani gibi dusup ölmeme cabasi gosteriyorum dedim.
Koreliler mesgul insanlar olduklari icin, cabucak gittikleri yere varmak isterlermis . Bu yuzden soforun boyle hizli ve icindekileri tayfuna tutulmus misali birbirine katan surusune aldirmazlarmis .
Ben cok aldiriyorum vallahi... öküz'den basliyorum ... haha ....
Sizin icin cok sevdigim bir Kore yemegi tanitmak istiyorum.....
대구탕 adi ..
Domuz urunu ya da eti endisesi olmadan yiyebileceginiz, aci sevmeyenler icinde alternatif bir yemek.
Ilk Kore'ye geldigim yil Yusuf yedirtmisti
Gecen aylarda yine ayni yere gidip hem yedik hem ani tazeledik :)
Yalniz baligin her birseyini, israfsiz yemegin icine attiklari icin yemek istemeyenler ayitlamak zorunda kalacak :) Bende bagirsaklarini ya da kafasini yemiyorum..
Sonunda bir cok Kore yemeginde oldugu gibi pilav ve sebzeleri kuru yosunla beraber yemegin kalan suyu ile karistirip kizartiyorlar .
Lezzetli oldugu icin begeneceginize eminim.
Cok guzel oluyormus boyle otobuste blog guncellemek :) hehe .. inecegim duragi kacirmam umarim. Yazdikca yazasim geliyor...
:)
13 Nisan 2014 Pazar
telden ilk guncelleme
Türkiye'de hava durumları nasıl bilemiyorum ama Kore'ye bahar çok erken geldi.
Kiraz çiçekleri festival tarihleri dahi öne alındı .
Bütün Koreli ve burada yaşayan arkadaşlarım sosyal medya hesaplarında Kiraz çiçeklerini, altında çektikleri fotorafları ekliyorlar .
Biz gidemedik. Gecen hafta sonu hastaydim
iyilestim ama :)
막돼 먹은 연애씨 13. Sezonu sonunda başladı ... Aylardır bu diziyi bekliyordum . Yerine bir süre yayınlanan dizi Let's eat'i de çok sevmiştim ama Yong-ae shii benim için daha bir eğlenceli nedense .
Bir çoğunuz sanırım böyle diziler ile ilgilenmez çünkü idoller yok , beyaz atlı prens ve kül kedisi hikayesi yok . Bilakis günlük hayata ,hele de modern Kore Kültürüne oldukça fazla dokundurduğunu düşünüyorum .
İlgilenenler için kısaca bahsedeyim , Yong-ae shi 30 küsür yaşında ,evde kalmış , tombik (korelilere göre şişko) , dış görünüşü yüzünden çevreden , evde kaldığı için aileden çekiyor .. Ama bakmayın böyle dediğime , acıtasyon yok . Komedimsi anlatılıyor.
Ilk defa telefonumdan blog guncellemesi yapiyorum. Kayit edebilecek miyim bilemiyorum. Eger okuyabiliyorsaniz bu postu demek ki kayit edebilmisimdir :)
hadi deneyelim bakalim . Hehe
Kiraz çiçekleri festival tarihleri dahi öne alındı .
Bütün Koreli ve burada yaşayan arkadaşlarım sosyal medya hesaplarında Kiraz çiçeklerini, altında çektikleri fotorafları ekliyorlar .
Biz gidemedik. Gecen hafta sonu hastaydim
iyilestim ama :)
막돼 먹은 연애씨 13. Sezonu sonunda başladı ... Aylardır bu diziyi bekliyordum . Yerine bir süre yayınlanan dizi Let's eat'i de çok sevmiştim ama Yong-ae shii benim için daha bir eğlenceli nedense .
Bir çoğunuz sanırım böyle diziler ile ilgilenmez çünkü idoller yok , beyaz atlı prens ve kül kedisi hikayesi yok . Bilakis günlük hayata ,hele de modern Kore Kültürüne oldukça fazla dokundurduğunu düşünüyorum .
İlgilenenler için kısaca bahsedeyim , Yong-ae shi 30 küsür yaşında ,evde kalmış , tombik (korelilere göre şişko) , dış görünüşü yüzünden çevreden , evde kaldığı için aileden çekiyor .. Ama bakmayın böyle dediğime , acıtasyon yok . Komedimsi anlatılıyor.
Ilk defa telefonumdan blog guncellemesi yapiyorum. Kayit edebilecek miyim bilemiyorum. Eger okuyabiliyorsaniz bu postu demek ki kayit edebilmisimdir :)
hadi deneyelim bakalim . Hehe
29 Mart 2014 Cumartesi
Selam :)
Merhaba :)
Bugün biraz boş vaktim vardı . Kafamın içinde elli bin kere dönüp durdu yazma düşüncesi.
Elim gitti geldi bilgisayarın faresine .
Sonunda ''bana yolladığınız güzel mailleri'' düşünerek kendimi sürükledim bilgisayar başına .
Aslında inanılmaz bir duygu ,
Yüzünü bile görmediğim insanların sadece yazdıklarımı okuyup bana ''dostum arkadaşım '' gibi oldun her gün bakıyorum bloguna yazmış mısın demesi.
Neyse çok uzatmayayım , sadece bilin , gönderdiğiniz güzel mailler beni yazmaya itti , onlar bana bu enerjiyi isteği verdi.
Başta vakitsizlik en büyük nedenim olmak üzere ,
bunun dışında bazı şeyler , Kore hayranlığına dair bana tatsız gelen, doğru gelmeyen şeyler yüzünden yazmaya karşı motivasyonumu gerçekten kaybettim . İleri de düzelir mi bilmiyorum ama çaba göstereceğim .
Çünkü blogum sayesinde tanıştım şuan burada bulunan, her biri birbirinden değerli arkadaşlarımla.
Geçen hafta yine hastaydım . Artık alıştım . Her iki ayda bir grip oluyorum. Doktorada kapıdan çıkarken ''hadi iki ay sonra görüşürüz '' dedim ,arkamdan kahkaha atıyor .
Kore'nin en büyük rahatlığından biri hastanelerin ,kliniklerin öğle tatiline 1-1.30'dan sonra girmeleri ve bankaların öğle tatilinde hizmet verip kapı kapatmamaları .
Hastanelerin geç yemeğe çıkması 12'de öğle saatine giren iş yerleri için. Rahatsız olup da çalıştığı için doktora gidemeyenler için .
Bankalar ise , eşim öğle tatilinde hizmet vermeseler küfür yerler diyor . Haha .
Tepkinizi yesinler :)
Noah filmi Türkiye'de gösterime girdi mi bilmiyorum . Girdi mi?
Biz onu görmeye gidiyoruz iki film kurdu :=)
Tekrar merhabalar ve iyi hafta sonları hepinize
Bugün biraz boş vaktim vardı . Kafamın içinde elli bin kere dönüp durdu yazma düşüncesi.
Elim gitti geldi bilgisayarın faresine .
Sonunda ''bana yolladığınız güzel mailleri'' düşünerek kendimi sürükledim bilgisayar başına .
Aslında inanılmaz bir duygu ,
Yüzünü bile görmediğim insanların sadece yazdıklarımı okuyup bana ''dostum arkadaşım '' gibi oldun her gün bakıyorum bloguna yazmış mısın demesi.
Neyse çok uzatmayayım , sadece bilin , gönderdiğiniz güzel mailler beni yazmaya itti , onlar bana bu enerjiyi isteği verdi.
Başta vakitsizlik en büyük nedenim olmak üzere ,
bunun dışında bazı şeyler , Kore hayranlığına dair bana tatsız gelen, doğru gelmeyen şeyler yüzünden yazmaya karşı motivasyonumu gerçekten kaybettim . İleri de düzelir mi bilmiyorum ama çaba göstereceğim .
Çünkü blogum sayesinde tanıştım şuan burada bulunan, her biri birbirinden değerli arkadaşlarımla.
Geçen hafta yine hastaydım . Artık alıştım . Her iki ayda bir grip oluyorum. Doktorada kapıdan çıkarken ''hadi iki ay sonra görüşürüz '' dedim ,arkamdan kahkaha atıyor .
Kore'nin en büyük rahatlığından biri hastanelerin ,kliniklerin öğle tatiline 1-1.30'dan sonra girmeleri ve bankaların öğle tatilinde hizmet verip kapı kapatmamaları .
Hastanelerin geç yemeğe çıkması 12'de öğle saatine giren iş yerleri için. Rahatsız olup da çalıştığı için doktora gidemeyenler için .
Bankalar ise , eşim öğle tatilinde hizmet vermeseler küfür yerler diyor . Haha .
Tepkinizi yesinler :)
Noah filmi Türkiye'de gösterime girdi mi bilmiyorum . Girdi mi?
Biz onu görmeye gidiyoruz iki film kurdu :=)
Tekrar merhabalar ve iyi hafta sonları hepinize
7 Şubat 2014 Cuma
Cirkin Dori :)
Bu sabah üstümden tren geçmiş gibi kalktım .
Çok uzun zaman sonra hayatımda ki en çılgın günü yaşadım . hehe
Aslında aman aman öyle bir çılgınlık yoktu . Sadece okuldaki öğretmenlerden biri önümüzdeki ay evleniyor ve uzağa taşınıyor , işi bırakacak diye veda partisi yaptık .
Önce sushi yemeğe gittik . Ben bayılıyorum sushiye .
Resim çekemedim çünkü o kadar açtım ki yemekten başka gözüm birşey görmedi.
Ama eğer Kore'ye gelirde sushi yemek isterseniz mutlaka Sushiway adlı restoranta gidin. Zincir olduğu için bir çok yerde var . Mükemmeldi . Şimdiye kadar yediğim en lezzetli sushi idi.
Sonrasında karoke'ye gittik ve sabaha karşı 4'dü eve girdiğimde ..
Eve kadar bıraktılar beni.
İlk defa Yusuf bey olmadan gece dışarı çıktım . Bir yandan da içimden diyorum ki '' ben değilde O sabah 4te gelse canına okurdun ''
Hiç fark etmemişim ama kız kıza eğlenmek , konuşmak,konuşmak yine konuşmak ne kadar da deşarj ediciymiş. Ayrıca bu öğretmenlerin 3'ü Amerika'da yaşamış çok uzun yıllar 2'si Kanada'da .. O yüzden gurbette yaşamamın ne demek olduğunu bildikleri için beni o kadar güzel anlıyorlar ki. Bazen anlattıkları şeyi dinlerken sanki benim duygularımı anlatıyor gibi hissettim..
Az önce Dori'yi traş ettirmeye götürdüm. 1 buçuk saat sürüyor traşı ve yıkanıp kurutulması . Karşıdaki kafede bekledim . Ayrıca Dori'yi kayıt ettirip çip aldım . Çipin vucuduna iğneyle sokulanı vardı ama ileride hastalık felan kapar çipten dolayı diye onu yaptırmadım kolye olarak aldım .
Çok uzun zaman sonra hayatımda ki en çılgın günü yaşadım . hehe
Aslında aman aman öyle bir çılgınlık yoktu . Sadece okuldaki öğretmenlerden biri önümüzdeki ay evleniyor ve uzağa taşınıyor , işi bırakacak diye veda partisi yaptık .
Önce sushi yemeğe gittik . Ben bayılıyorum sushiye .
Resim çekemedim çünkü o kadar açtım ki yemekten başka gözüm birşey görmedi.
Ama eğer Kore'ye gelirde sushi yemek isterseniz mutlaka Sushiway adlı restoranta gidin. Zincir olduğu için bir çok yerde var . Mükemmeldi . Şimdiye kadar yediğim en lezzetli sushi idi.
Sonrasında karoke'ye gittik ve sabaha karşı 4'dü eve girdiğimde ..
Eve kadar bıraktılar beni.
İlk defa Yusuf bey olmadan gece dışarı çıktım . Bir yandan da içimden diyorum ki '' ben değilde O sabah 4te gelse canına okurdun ''
Hiç fark etmemişim ama kız kıza eğlenmek , konuşmak,konuşmak yine konuşmak ne kadar da deşarj ediciymiş. Ayrıca bu öğretmenlerin 3'ü Amerika'da yaşamış çok uzun yıllar 2'si Kanada'da .. O yüzden gurbette yaşamamın ne demek olduğunu bildikleri için beni o kadar güzel anlıyorlar ki. Bazen anlattıkları şeyi dinlerken sanki benim duygularımı anlatıyor gibi hissettim..
Az önce Dori'yi traş ettirmeye götürdüm. 1 buçuk saat sürüyor traşı ve yıkanıp kurutulması . Karşıdaki kafede bekledim . Ayrıca Dori'yi kayıt ettirip çip aldım . Çipin vucuduna iğneyle sokulanı vardı ama ileride hastalık felan kapar çipten dolayı diye onu yaptırmadım kolye olarak aldım .
4 Şubat 2014 Salı
Kore'de çalışmak
Son günlerde o kadar çok '' Kore'de çalışmak istiyorum ne yapabilirim'' ler ile '' İngilizce öğretmek istiyorum Kore'de '' mesajları öyle çok arttı ki aslında başka bir soru hakkında klavye patlatacaktım ama önceliği buna vermek istedim.
Daha önce bu tarz sorulara hemen ''iş vizen var mı, yoksa nasıl çalışacaksın '' diye çıkıştığım için insanların gücüne gidiyor ,beni kendini beğenmişlikle suçluyorlardı .
''iş vizen var mı '' diye çıkışmamın en büyük nedeni aslında Kore'nin bir kurallar ülkesi olması ve illegal iş yapmaya kimsenin yanaşmamasıydı . Türkiye gibi tanıdığın varsa her yerde herşey mümkün değil Kore'de. Türkiye'de benim çalıştığım iş yerinde kaçak çalışan yabancılar oluyordu . Burda böyle şeylere göz yummaz insanlar çünkü Kore ,en ufak bir açığında insanların seni ihbar ettiği ve karşılığında da devletin para ödediği bir millet. Ha, bu kötü bir şey mi, elbette değil. Ne güzel düzeni sağlıyor işte.
Kore'de çalışmak istiyorum konusuna gelirsek .
Öncelikle oturarak bir şey elde eden tek varlık tavuktur . Eğer Kore'de yaşamak ve çalışmak istiyorsanız buraya geleceksiniz , burada çevre edineceksiniz ve kendinizi geliştireceksiniz. Bilgisayar başından Türkiye'de ancak hayal etmenin dışında bir şey elde edemezsiniz ..
Benim size verebileceğim en ele avuca sığar tavsiye Dil Öğrenin olurdu . Bunun dışında ne ben ,ne başka biri size yardım edemez bu konuda . Ancak kendiniz ''size'' yardım edebilirsiniz.
Kore çok rekabetçi ve kendini geliştirmeye odaklı , zaman zaman milliyetçi ve sabit fikirli bir ülke. Kore'de yaşadığınız süre zarfında , burada çalıştığınız süre zarfında ''kendi'' fikirlerinizle , kendi bildikleriniz doğrultusunda çalışabileceğinizi sanıyorsanız malesef ki çok yanılıyorsunuz . Çünkü Koreliler başkalarının fikirlerinden çok kendi bildiklerine güvenmeyi yeğlerler. Dolayısıyla burada çalıştığınız taktirde siz herşeyi ile onlara uyum sağlamak , onların yönlendirmesi doğrultusunda çalışmak durumundasınız . Kafama göre çalışırım diye asla düşünmeyin. Siz Kore iş hayatına ve hiyerarşiye ayak uydurmak zorunda kalacaksınız .
Kore rekabetçi bir ülke dedim. Evet bu ülkede iş görüşmelerinde kabul edilebilmek için estetik ameliyat olanlar var . Geçen gün haberlerde izledim. Her ülkede olduğu gibi burada da iş bulamama problemi var . Bir çok yaşını almış koreli neden Türkiye'de ya da yurt dışında yaşıyor sanıyorsunuz . 15 yıldır istanbul'da yaşayan koreli bir beye ''neden Kore'ye dönmüyorsun ki artık '' dediğim de bana ''Kore'de iş bulamıyorum ki ,bulamam hem yaşımda artık ilerledi'' dedi.. (ilerledi dediği yaşı da 35)
Kore'de okursanız yine bir nebze ... Universiteniz, profosorleriniz size iş buluyor . Çevreniz oluyor , dolayısıyla iş kapıları açılabiliyor .. Bu yüzden mutlaka ya gelin burada okuyun ya da kendinizi çok muhteşem donatın ki iş başvurusu yaptığınız da sizi geri çevirme imkanları olmasın .
En başta , koreceyi öğrenmeniz , ingilizceyi öğrenmeniz kesinlikle şart . Daha bu ikisini dahi bilmeden bana mesaj atanlar var ,ben size ne diyebilirim ki.
Ayrıca lütfen üniversitede şu bölüm var mı , şu şu bölüm hakkında bilgi ver, kore'de doktorluk, avukatlık yapmak istiyorum nasıl olur diye bana sormazsanız sevinirim. Ben kore'de ne doktorluk yaptım ne de burada üniverste okudum . Bu konularda hiç bir bilgim yok .
İngilizce öğretmenliğine gelirsek .
Ben ilk Kore'ye geldiğim aylarda başlamıştım ama o zaman dersane de değil, özel ders veriyordum . Halbuki yasak . Ben hiç bir zaman burada ingilizce öğretmenliği yaparım diye düşünmemiştim ama bu şekilde gelişti herşey . Eşimin iş yerinden bir tanıdığı çocuğunun sınıf arkadaşlarına göre ingilizcesinin çok zayıf olduğunu ,yardım edip edemeyeceğimizi , ücret de vereceğini söyleyince , bu şekilde başlamıştım . Nikahtan 2 ay sonra ise Dersaneden teklif gelince zaten artık çalışma iznimde var diye dersane de öğretmeye başladım ..
İlk zamanlarlar çok ağladım . Çünkü kesinlikle çok zor bir işti. Bırakmayı istedim ama bir yandan da evde oturmayı ve bunalmayı gözüm yemiyordu . Dedim ya oturarak işe yarayan tek şey tavuktur . Bir de günlerim sanki bulaşık yıkamak ve yemek yapmakla geçiyormuşcasına bir hiçliğe düşmüştüm. Ne yani ben artık hayatımı böyle işe yaramaz mı yaşayacağım diye sürekli kendi içimde savaşıyordum o sıralarda .. O yüzden bırakmayı gözüm yemedi çok strese girsemde ... 2 yıl boyunca sürekli çalıştım aynı dersanede..
Öncelikle şunu söyleyeyim. Kesinlikle bu iş hello how are you today demekle bitmiyor . Sınıfta en az 15 cocuk oluyor ve bu cocuklar ingilizce bilmiyor . Senin korece konuşman yasak . Çocuk gürültü yapıyor , şımarıklık yapıyor ''sus otur yerine '' diyorsun çocuk ''ne diyor bu ya '' diye suratına bakıp tekrar şımarıklığına geri dönüyor. Çocuğun ismini bağırıyorsun tepesinde çocuk kafasını çeviripte sana bakmıyor bile ''Tınlamıyor işte seni'' .... Öyle ki bazı erkek çocuklar sana bakıp fuck diyor ... Bunu gidip müdüre söylüyorsun ama müdür birşey yapmıyor çünkü çocuğu gücendirirse annesi okuldan alırsa para kaybedecek . Sen de çocuğu arkadaşlarının önünde azarlayamıyorsun çünkü çocuğun gücüne gidiyor ve eve gidip annesine bire bin katıp anlatınca hemen müdür seni odaya çekiyor anneden telefon geldi diye...
Yani aslında neresinden tutupda anlatsam bilmiyorum ki , daha neler var . 2 yılın sonunda ben ayrıldım . Ama bu iki yıl içinde orası 7 tane yabancı öğretmen ve sayısız koreli öğretmen değiştirdi.
Çocuklarla uğraşmak hiç kolay bir iş değil , hele ki iletişim problemi de varsa ortada karmaşanın , stresin tadına doyum olmaz . Sadece orada mı , başka yerlerde de çalıştım . Ana okulunda çalıştım sadece 1 hafta . Yolun uzaklığını bahane ederek ayrıldım ama asıl neden çocukların ilgisini çekeyim diye öyle böyle sallanmak da değil ciddi ciddi dans etmemi , bağıra bağıra şarkı söylememi istiyorlardı . Palyaço gibi hissettim kendimi.. Ayrıca ana okulu çocukları oldukları için yabancı bir öğretmene güvenmiyorlar sınıfta koreli öğretmenle beraber derse sokuyorlardı ki bu benim gerilmeme yeter de artar bile ,sürekli gözü sende olan biri köşede.
Öncelikle şunu söyleyeyim, bütün zorluklarından geçtim . Koreliler , ingilizceyi Amerkalıdan öğrenmeyi istiyorlar . İngilizi bile kabul eden yerlerin sayısı kısıtlı . İnanmıyorsanız bakın iş ilanlarına ,bütün ingilizce öğretmeni iş ilanlarında Amerikalı öğretmen diye yazar ... İngiliz ya da avusturalya aksanını çocuklar anlamıyor ya da dalga geçiyor diye istemiyor müdürler .
Bu konuda onlara hak vermiyorda değilim. Çok para ödüyorlar dersanelere ve kadın çocuğuna ana dili ingilizce olan biri öğretsin istiyor . Haksız mı, değil bence .
Ayrıca yeni yasaya göre artık Kore'de ana dili ingilizce olmayanlar (amerikan, ingiliz pasaportuna sahip olmayanlar) eğer ingilizce öğreteceklerse mutlaka üniversitelerin gerekli bölümlerinden mezun olmuş olmalarını şart koşuyor devlet . Mesela ingilizce öğretmenliği bölümü. Artık her elini kolunu sallayan ingilizce öğretemeyecek çünkü korelilerin yıllardır ingilizce takıntısı olmasına rağmen doğru düzgün öğenememesini ana dili ingilizce olmayıp iyi bilmediği halde öğreten yabancılar yüzünden olduğunu düşünüyorlar.
Peki ben ne yapıyorum ingilizce öğretmenliği okumadım . Zaten bu yasa çıkmadan önce çalıştığım başka bir yerde devam ettiğim için şimdilik sorun yok ama buradan ayrılırsam bende bulabileceğimi sanmıyorum .
Ha, şununda altını çizeyim. Özel ders olarak ya da mahalle arasında kıytırık bir iki odalı yerde ders verebilirsiniz ama hem geçici olur hem de kesinlike size geçinebileceğiniz parayı sağlamaz . Ayrıca iş vizesi olmadan bu şekilde çalışanlar eğer ihbar edilirse sınır dışı edilirler .
Normalde bir dersane de çalışacağınız zaman pasaportunuzun kopyası, Kore kimlik kartınızın kopyası, diplomanızın kopyasını mutlaka alıyorlar ve gerekli yerlere bildiriyorlar . Bu yüzden turist olarak gelipte burda ingilizce öğretmenliği yapmak kesinlikle mümkün olmaz .. Ancak yukarıda dediğim gibi özel ders verebilirsiniz ama özel derste bile aileler amerikalı istiyor . Ayrıca özel dersin riskleri daha fazla birebir öğrettiğiniz için 2-3 ayda aile istiyor ki çocukları çok hızlı gelişme göstersin . Çocuk aynı yerde sayarsa dersi kesiyorlar .
Herşeyden geçtim, diyelim vizenizde var ,şuyunuz buyunuzda var .... Dersanede çalışmaya başladığınız da sizi sürekli kılabilecek şey sizin kabiliyetiniz ve kontrol gücünüzdür . Korelilerin en çok baktığı iki şeyden ilki çocukları yönetebilecek gücünüz var mı , yeri gelecek heyyyt dediğinizde susup oturtacaksınız ama yine de sizi sevmelerini dinlemelerini sağlayacaksınız . Ben ilk başlarda bunu yapamıyordum ,o yüzden çok stres yaşadım ama zamanla tecrübe kazandım . Bunu sağlayamadığınız ,pasif kaldığınız taktirde isterseniz manken kadar güzel ve alımlı olun , isterseniz kraliyet ingilizcesi konuşun yine de işinize son verirler çünkü pasif kalan öğretmeni istemiyorlar . Diğer bir şey ise telaffuzunuz ....
Kore'de çalışmak konusunda çok yardımcı olamadığımı biliyorum ama bir yerlere gelmenin kolay olmadığı , emek ,tecrübe ve donanım gerektirdiği bu dünyada kore'nin de diğer bütün ülkelerden farklı olmadığını kavramanızı umuyorum . İnsanlar hayallerinize inanın , peşini bırakmayın ben oldum siz de olursunuz , başarmak zor değil ha gayret diye gaz vermeyi çok iyi biliyor ama hayallerinize giden yolda karşılamaşmanız ihtimal zorluklar ve hayal kırıklıklarını nasıl atlatabileceğiniz konusunda hiç bir uyarı da bulunmuyorlar .
Sizi karamsarlığa itmek değil amacım ama bir yola kör sağır dalmaktan ve ilerledikçe incinmektense , yolun başında tüm olasılıkları düşünüp işin ''olurunu '' bulmak ve o yönde ilerlemek en doğrusu sanırım .
Neymiş o zaman bu yazıdan alacağımız ders ?
illaki Kore'de yaşamak istiyorum ,çalışmak istiyorum diyorsanız önce ingilizce ,sonra koreceyi bir güzel öğrenin . İmkanınız varsa burda okuyun ,tek dönem bile olsa. Bol bol çevre edinin . Türkiye'de çalışıp para biriktirin , gelin burda biraz kalın , o sırada araştırın . Bunun dışında size verebileceğim bir tavsiye malesef ki yok , şu şu kurum türk eleman arıyor diyemem ki..
Daha önce bu tarz sorulara hemen ''iş vizen var mı, yoksa nasıl çalışacaksın '' diye çıkıştığım için insanların gücüne gidiyor ,beni kendini beğenmişlikle suçluyorlardı .
''iş vizen var mı '' diye çıkışmamın en büyük nedeni aslında Kore'nin bir kurallar ülkesi olması ve illegal iş yapmaya kimsenin yanaşmamasıydı . Türkiye gibi tanıdığın varsa her yerde herşey mümkün değil Kore'de. Türkiye'de benim çalıştığım iş yerinde kaçak çalışan yabancılar oluyordu . Burda böyle şeylere göz yummaz insanlar çünkü Kore ,en ufak bir açığında insanların seni ihbar ettiği ve karşılığında da devletin para ödediği bir millet. Ha, bu kötü bir şey mi, elbette değil. Ne güzel düzeni sağlıyor işte.
Kore'de çalışmak istiyorum konusuna gelirsek .
Öncelikle oturarak bir şey elde eden tek varlık tavuktur . Eğer Kore'de yaşamak ve çalışmak istiyorsanız buraya geleceksiniz , burada çevre edineceksiniz ve kendinizi geliştireceksiniz. Bilgisayar başından Türkiye'de ancak hayal etmenin dışında bir şey elde edemezsiniz ..
Benim size verebileceğim en ele avuca sığar tavsiye Dil Öğrenin olurdu . Bunun dışında ne ben ,ne başka biri size yardım edemez bu konuda . Ancak kendiniz ''size'' yardım edebilirsiniz.
Kore çok rekabetçi ve kendini geliştirmeye odaklı , zaman zaman milliyetçi ve sabit fikirli bir ülke. Kore'de yaşadığınız süre zarfında , burada çalıştığınız süre zarfında ''kendi'' fikirlerinizle , kendi bildikleriniz doğrultusunda çalışabileceğinizi sanıyorsanız malesef ki çok yanılıyorsunuz . Çünkü Koreliler başkalarının fikirlerinden çok kendi bildiklerine güvenmeyi yeğlerler. Dolayısıyla burada çalıştığınız taktirde siz herşeyi ile onlara uyum sağlamak , onların yönlendirmesi doğrultusunda çalışmak durumundasınız . Kafama göre çalışırım diye asla düşünmeyin. Siz Kore iş hayatına ve hiyerarşiye ayak uydurmak zorunda kalacaksınız .
Kore rekabetçi bir ülke dedim. Evet bu ülkede iş görüşmelerinde kabul edilebilmek için estetik ameliyat olanlar var . Geçen gün haberlerde izledim. Her ülkede olduğu gibi burada da iş bulamama problemi var . Bir çok yaşını almış koreli neden Türkiye'de ya da yurt dışında yaşıyor sanıyorsunuz . 15 yıldır istanbul'da yaşayan koreli bir beye ''neden Kore'ye dönmüyorsun ki artık '' dediğim de bana ''Kore'de iş bulamıyorum ki ,bulamam hem yaşımda artık ilerledi'' dedi.. (ilerledi dediği yaşı da 35)
Kore'de okursanız yine bir nebze ... Universiteniz, profosorleriniz size iş buluyor . Çevreniz oluyor , dolayısıyla iş kapıları açılabiliyor .. Bu yüzden mutlaka ya gelin burada okuyun ya da kendinizi çok muhteşem donatın ki iş başvurusu yaptığınız da sizi geri çevirme imkanları olmasın .
En başta , koreceyi öğrenmeniz , ingilizceyi öğrenmeniz kesinlikle şart . Daha bu ikisini dahi bilmeden bana mesaj atanlar var ,ben size ne diyebilirim ki.
Ayrıca lütfen üniversitede şu bölüm var mı , şu şu bölüm hakkında bilgi ver, kore'de doktorluk, avukatlık yapmak istiyorum nasıl olur diye bana sormazsanız sevinirim. Ben kore'de ne doktorluk yaptım ne de burada üniverste okudum . Bu konularda hiç bir bilgim yok .
İngilizce öğretmenliğine gelirsek .
Ben ilk Kore'ye geldiğim aylarda başlamıştım ama o zaman dersane de değil, özel ders veriyordum . Halbuki yasak . Ben hiç bir zaman burada ingilizce öğretmenliği yaparım diye düşünmemiştim ama bu şekilde gelişti herşey . Eşimin iş yerinden bir tanıdığı çocuğunun sınıf arkadaşlarına göre ingilizcesinin çok zayıf olduğunu ,yardım edip edemeyeceğimizi , ücret de vereceğini söyleyince , bu şekilde başlamıştım . Nikahtan 2 ay sonra ise Dersaneden teklif gelince zaten artık çalışma iznimde var diye dersane de öğretmeye başladım ..
İlk zamanlarlar çok ağladım . Çünkü kesinlikle çok zor bir işti. Bırakmayı istedim ama bir yandan da evde oturmayı ve bunalmayı gözüm yemiyordu . Dedim ya oturarak işe yarayan tek şey tavuktur . Bir de günlerim sanki bulaşık yıkamak ve yemek yapmakla geçiyormuşcasına bir hiçliğe düşmüştüm. Ne yani ben artık hayatımı böyle işe yaramaz mı yaşayacağım diye sürekli kendi içimde savaşıyordum o sıralarda .. O yüzden bırakmayı gözüm yemedi çok strese girsemde ... 2 yıl boyunca sürekli çalıştım aynı dersanede..
Öncelikle şunu söyleyeyim. Kesinlikle bu iş hello how are you today demekle bitmiyor . Sınıfta en az 15 cocuk oluyor ve bu cocuklar ingilizce bilmiyor . Senin korece konuşman yasak . Çocuk gürültü yapıyor , şımarıklık yapıyor ''sus otur yerine '' diyorsun çocuk ''ne diyor bu ya '' diye suratına bakıp tekrar şımarıklığına geri dönüyor. Çocuğun ismini bağırıyorsun tepesinde çocuk kafasını çeviripte sana bakmıyor bile ''Tınlamıyor işte seni'' .... Öyle ki bazı erkek çocuklar sana bakıp fuck diyor ... Bunu gidip müdüre söylüyorsun ama müdür birşey yapmıyor çünkü çocuğu gücendirirse annesi okuldan alırsa para kaybedecek . Sen de çocuğu arkadaşlarının önünde azarlayamıyorsun çünkü çocuğun gücüne gidiyor ve eve gidip annesine bire bin katıp anlatınca hemen müdür seni odaya çekiyor anneden telefon geldi diye...
Yani aslında neresinden tutupda anlatsam bilmiyorum ki , daha neler var . 2 yılın sonunda ben ayrıldım . Ama bu iki yıl içinde orası 7 tane yabancı öğretmen ve sayısız koreli öğretmen değiştirdi.
Çocuklarla uğraşmak hiç kolay bir iş değil , hele ki iletişim problemi de varsa ortada karmaşanın , stresin tadına doyum olmaz . Sadece orada mı , başka yerlerde de çalıştım . Ana okulunda çalıştım sadece 1 hafta . Yolun uzaklığını bahane ederek ayrıldım ama asıl neden çocukların ilgisini çekeyim diye öyle böyle sallanmak da değil ciddi ciddi dans etmemi , bağıra bağıra şarkı söylememi istiyorlardı . Palyaço gibi hissettim kendimi.. Ayrıca ana okulu çocukları oldukları için yabancı bir öğretmene güvenmiyorlar sınıfta koreli öğretmenle beraber derse sokuyorlardı ki bu benim gerilmeme yeter de artar bile ,sürekli gözü sende olan biri köşede.
Öncelikle şunu söyleyeyim, bütün zorluklarından geçtim . Koreliler , ingilizceyi Amerkalıdan öğrenmeyi istiyorlar . İngilizi bile kabul eden yerlerin sayısı kısıtlı . İnanmıyorsanız bakın iş ilanlarına ,bütün ingilizce öğretmeni iş ilanlarında Amerikalı öğretmen diye yazar ... İngiliz ya da avusturalya aksanını çocuklar anlamıyor ya da dalga geçiyor diye istemiyor müdürler .
Bu konuda onlara hak vermiyorda değilim. Çok para ödüyorlar dersanelere ve kadın çocuğuna ana dili ingilizce olan biri öğretsin istiyor . Haksız mı, değil bence .
Ayrıca yeni yasaya göre artık Kore'de ana dili ingilizce olmayanlar (amerikan, ingiliz pasaportuna sahip olmayanlar) eğer ingilizce öğreteceklerse mutlaka üniversitelerin gerekli bölümlerinden mezun olmuş olmalarını şart koşuyor devlet . Mesela ingilizce öğretmenliği bölümü. Artık her elini kolunu sallayan ingilizce öğretemeyecek çünkü korelilerin yıllardır ingilizce takıntısı olmasına rağmen doğru düzgün öğenememesini ana dili ingilizce olmayıp iyi bilmediği halde öğreten yabancılar yüzünden olduğunu düşünüyorlar.
Peki ben ne yapıyorum ingilizce öğretmenliği okumadım . Zaten bu yasa çıkmadan önce çalıştığım başka bir yerde devam ettiğim için şimdilik sorun yok ama buradan ayrılırsam bende bulabileceğimi sanmıyorum .
Ha, şununda altını çizeyim. Özel ders olarak ya da mahalle arasında kıytırık bir iki odalı yerde ders verebilirsiniz ama hem geçici olur hem de kesinlike size geçinebileceğiniz parayı sağlamaz . Ayrıca iş vizesi olmadan bu şekilde çalışanlar eğer ihbar edilirse sınır dışı edilirler .
Normalde bir dersane de çalışacağınız zaman pasaportunuzun kopyası, Kore kimlik kartınızın kopyası, diplomanızın kopyasını mutlaka alıyorlar ve gerekli yerlere bildiriyorlar . Bu yüzden turist olarak gelipte burda ingilizce öğretmenliği yapmak kesinlikle mümkün olmaz .. Ancak yukarıda dediğim gibi özel ders verebilirsiniz ama özel derste bile aileler amerikalı istiyor . Ayrıca özel dersin riskleri daha fazla birebir öğrettiğiniz için 2-3 ayda aile istiyor ki çocukları çok hızlı gelişme göstersin . Çocuk aynı yerde sayarsa dersi kesiyorlar .
Herşeyden geçtim, diyelim vizenizde var ,şuyunuz buyunuzda var .... Dersanede çalışmaya başladığınız da sizi sürekli kılabilecek şey sizin kabiliyetiniz ve kontrol gücünüzdür . Korelilerin en çok baktığı iki şeyden ilki çocukları yönetebilecek gücünüz var mı , yeri gelecek heyyyt dediğinizde susup oturtacaksınız ama yine de sizi sevmelerini dinlemelerini sağlayacaksınız . Ben ilk başlarda bunu yapamıyordum ,o yüzden çok stres yaşadım ama zamanla tecrübe kazandım . Bunu sağlayamadığınız ,pasif kaldığınız taktirde isterseniz manken kadar güzel ve alımlı olun , isterseniz kraliyet ingilizcesi konuşun yine de işinize son verirler çünkü pasif kalan öğretmeni istemiyorlar . Diğer bir şey ise telaffuzunuz ....
Kore'de çalışmak konusunda çok yardımcı olamadığımı biliyorum ama bir yerlere gelmenin kolay olmadığı , emek ,tecrübe ve donanım gerektirdiği bu dünyada kore'nin de diğer bütün ülkelerden farklı olmadığını kavramanızı umuyorum . İnsanlar hayallerinize inanın , peşini bırakmayın ben oldum siz de olursunuz , başarmak zor değil ha gayret diye gaz vermeyi çok iyi biliyor ama hayallerinize giden yolda karşılamaşmanız ihtimal zorluklar ve hayal kırıklıklarını nasıl atlatabileceğiniz konusunda hiç bir uyarı da bulunmuyorlar .
Sizi karamsarlığa itmek değil amacım ama bir yola kör sağır dalmaktan ve ilerledikçe incinmektense , yolun başında tüm olasılıkları düşünüp işin ''olurunu '' bulmak ve o yönde ilerlemek en doğrusu sanırım .
Neymiş o zaman bu yazıdan alacağımız ders ?
illaki Kore'de yaşamak istiyorum ,çalışmak istiyorum diyorsanız önce ingilizce ,sonra koreceyi bir güzel öğrenin . İmkanınız varsa burda okuyun ,tek dönem bile olsa. Bol bol çevre edinin . Türkiye'de çalışıp para biriktirin , gelin burda biraz kalın , o sırada araştırın . Bunun dışında size verebileceğim bir tavsiye malesef ki yok , şu şu kurum türk eleman arıyor diyemem ki..
29 Ocak 2014 Çarşamba
Sonunda buluştuk mu ne :=)
Normalde ben tahammül etme konusunda hiç başarılı değil(d)im .
Her ne kadar son bir iki yıldır epey ilerleme kaydetmiş olsam da bu konuda, hiç bir zaman ufak tefek aksilikler karşısında çileden çıkmadan kolayalıkla atlatamadım .
Hasta olunca ise, zaten vücut zayıf düşmüş , bir de herşey olması gerekenin aksine gelişiyor , hani kader sanki yere düşene bir tekme daha vuruyormuş gibi geliyor ... Dün bunları düşünüyordum durakta beklerken ama sonra kendi kendime dedim ''sen şuanda hasta ve hassas olduğun için böyle düşünüyorsun yoksa normal bir gün meydana gelen olaylardan çok da bir farkı yok başına gelenlerin ''
Dün gamze ile buluşmaya gitmeden önce tam çıkarken kulaklığımı bulamamam , 20 dk onu aramakla geçtikten sonra çileden çıkıp vazgeçerek kapıya gittiğimde bu seferde anahtarımı bulamamakla kan ter içinde kalıp o halde sokağa çıkınca ve 3 dkda bir gelen otobüs 15 dk gelmeyince iyi hasta olmam yüzünden ''daha yok mu evren , hadi bi de yolda yokuş aşağı topuklularla tepe taklak düşeyim de ağlayayım üstüne bi güzel '' diyerek yola çıktım.
Ben gamze ile tanışalı bir kaç ay oldu sanırım . Kendisi bana koreli erkek arkadaşı olduğunu , bir kaç şey sormak istediğini söylemişti ve konuşmaya başladık . Aslında ben hiç uzun soluklu olacağını düşünmemiştim görüşmelerimizin çünkü şimdiye kadar çok fazla bu tarz yaklaşımla bana mesaj gönderenler oldu ama sonradan ben onları kıskanıyorum ''gelmesinler'' diye vazgeçirmeye çalışıyormuşum tribine giren çok olduğu için gamzeden de pek umutlu değildim.
Hayat sadece ''kıskançlık duygusundan'' ibaret değil .. İnsanların kendisini bu kadar çok önemsemesi de bir kişisik bozukluğudur ..... Nasıl bakıyorsa öyle görüyor muhattabını , karşısındakinin de öyle hissettiğini zannediyor . Halbu ki dünya kimsenin etrafında dönmüyor . Ben bunu bilecek yaştayım.
Gamze ben olumsuz bir şey söylediğim zaman hiç savunmaya geçmedi . Böyle olunca ilgimi çekti çünkü daha önce bana '' ailen yok orda zorlanmıyorsun '' diye soranlara '' zorlanmaz mı insan elbette şu şu sebeblerden dolayı çok zor oluyor '' dediğim de hemen '' benim aşkım bitanecik koreli sevgilim bana hiç yalnızlık çektirmez ,ben zorlanmam bu yüzden '' diyenler çok oldu . Sanki bir tek senin bitanecik sevgilin var, sanki biz aşık değiliz de evcilik oynuyoruz .. Ayrıca ne gördün ne yaşadınız da sevgilin sana yanlızlık çektirmez bu kadar eminsin, internetten konuşunca insanın sözlerden başka ne oluyor elinde . İnsanın geleceği hakkında bu kadar umarsız olması ne kadar acı . Elbette sevdiğin adama güvenmek mükemmel ama güvenmek ayrı öngörememek ayrı şeyler ... Sevgilin iş peşinde koşunca ,sabah çıkıp akşam gelecek koca bir gün eve kendinden bir tane daha mı bırakacak da yanlızlık çekmeyeceksin , sanıyor musun hergün sana sen yalnızlık çekme diye hediyeler yollayacak eve, hergün hergün mutlu olasın diye süprizlere boğacak seni..
Ayrıca benim bahsettiğim farklı bir şey , kocan elbette ki en büyük destekçin ama bir annenin yeri , çat kapı gelen bir kuzeninin akrabanın yeri çok ayrı oluyor .... Misal taşınıyorsun , o evin temizliği düzenlemesi 1 ayda zor bitiyor , adam sabah çıkıyor işe gidiyor akşama kadar herşey sana kaldı . Ne sandın ,evde iş var diye izin alıp sen zorlanmayasın diye seninle temizlik mi yapacak adam ? Ben böyle bir gün de çok bunaldım, istanbul'da olsaydık yiğenlerim gelirdi , teyzem yengem bilmem ne gelirdi herkes bir işin ucundan tutardı 2 günde biterdi ama burda kimse yok ! Elbette türk arkadaşların var , yardıma gelmek istiyorlar ama hepsi okuyor çalışıyor ...
Neyse konuyu dağıttım .... :)
Önce beraber yemek yedik, sonra kafeye oturduk ... Genelde yüzyüze tanıştım insanlarla ilk izlenimim kötü olan pek çıkmadı , zaten benimle uyuşmayacak olan bana buluşma teklifi de yapmaz sanırım . yapmıyorlarda. O yüzden buluştuğum insanlar az çok bana sempati besledikleri için benimde ilk izlenimim hep güzel oldu . Şimdi düşünüyorum da blog sayesinde , Nur , şeyma, serpen, asiye, zeynep, rukiye, gamze, dilara, begüm, betül ... hep yüzyüze tanıştıklarım blog sayesinde oldu . iyi ki de oldu .
Gamze ise , öncelikle resimlerinden daha farklı . Çok daha güzel . Hani tanıştığında sanki eskiden beri tanıyormuş hissi verir ya bazı insanlar birbirine , öyle bir hissiyat vardı ortamda ... Erkek arkadaşı eşimden 1 yaş ufak , koreliler yabancılarla ilk buluşmada konuşmaz diye çekinmiş biraz ama hiç öyle olmadı :) Benim eşim soru sormayı sevdiği için konuşacak konu sıkıntısı çekmediler . Ayrıca bu ilk defa çift olarak yaptığımız buluşma oldu . Daha önce eşim arkadaşlarımın eş veya koreli erkek arkadaşları ile hiç buluşmamıştı .
Ben yürekten haklarında en hayırlısının olmasını temenni ediyorum . Okuyanlarda lütfen maşallah deyin . Kore'de yaşamaktansa Türkiye'de yaşamayı tercih ediyor erkek arkadaşı ,bu yüzden içimde burukluk kalmadı değil. Sevdiğim insanları göndermek istemiyorum . Gitmesinler ki.
Zeynepte gitmesin bak çabuk gelsin ... Ben seviyorum ''arkadaş'' diyebildiğim insanları . Her gün görüşemesekte aynı şehirde olduklarını bilmek, aklına birşey takılınca sorabilmek, arada buluşup dedikodu yapıp kahve içebilmek, hani burdalar ya, manevi bir güç oluyor .. Bazen soruyorum , özellikle şerife abla ve özgeye soruyorum ''şu şu konuda sıkıntılıyım siz nasıl üstesinden geliyorsunuz'' diye ... Bu bile güç veriyor insana, sorabileceğini bilmek , sorabileceğin ''birini'' bulabilmek ..
Kore Kore dediğin , en fazla 1 yıl veriyorum .. Sonra herşeye aşina oluyorsun , sokaklara, insanlara, yemeklere , hayata ....Alışıyorsun, sokağa çıktığında ''woaaaw be ben Kore'deyim işte hayallerimin ülkesi, şu dükkanlara bak bu kore çok fantastiiiik abiii '' olmuyorsun ...
Alışıyorsun, yurdun oluyor evin oluyor ''farklı olmuyor , farkı kalmıyor ''
İşte o zaman en çok ihtiyacın olan 3 şey ,
eşinle arandaki iletişim,
iş/çevre ,
arkadaş(lar) ...
Bunlardan biri dahi eksikse farkında olmasan dahi içsel olarak yoksunluğunu yaşıyorsun .....
Yarın sollar arifesi. Herkes birbirinin tatil ve yeni yılını kutluyor .Hani bayram hava var ortada . Ben kültüre ve hayata adapte olabilmişte olsam , solların ne ifade ettiğini biliyor da olsam yine de O his gelmiyor pek .. Sanırım koreli doğmadığım sürece de tam olarak hissetmek mümkün olmayacak . Bir yabancının bizim ramazan bayramı, kurban bayramı ya da cumhuriyet bayramını bilmesi ama içinde manasını hissedememesi gibi. Tabiki bunu kötü manada söylemiyorum . Yoksa, ben de heyecanlanıyorum bayram yemekleri oh mis, tatil tatil tatil ..... Bu arada sollar Ay takvimine göre yeni yıl . Her yıl değişiyor zamanı . Eski koreliler doğum günlerini ay takvimine göre hesaplıyorlar bu yüzden doğum günleri her yıl farklı oluyor . İlk eşimle konuşurken ''annemin doğum günü var gitmem gerek '' dediği zaman ,beni mi kekliyorsun annenin doğum günü geçen yıl martta değildi diye kızmıştım haha ...
Çıkmam gerek tel geldi. Bu arada mesajlarınıza, yorumlarınıza yanıt veremesem de, geç versemde hepsini okuyorum . Çok çok teşekkür ediyorum , son günlerde sık sık güncellememin sebebi güzel mesajlarınızdır . Çok fazla ortalarda yazmak istemeyen ,çekinen okuyucularım var sanırım , biraz da takip edenlerin yaş ortalaması ufak olmadığı için ,daha çok sessiz takip etmeyi ya da özelden iletişime geçmeyi tercih ediyorlar . Mesajlara cevap veremedim ama okuduğumu bilin istedim. Sollar geçsin cevap vereceğim mutlaka .
(Annelerin elinden çok öperim .. Annesine yazdıklarımı okuduğunu söyleyenler için)
Çok yazmışım :=( Hoşçakalın .
Her ne kadar son bir iki yıldır epey ilerleme kaydetmiş olsam da bu konuda, hiç bir zaman ufak tefek aksilikler karşısında çileden çıkmadan kolayalıkla atlatamadım .
Hasta olunca ise, zaten vücut zayıf düşmüş , bir de herşey olması gerekenin aksine gelişiyor , hani kader sanki yere düşene bir tekme daha vuruyormuş gibi geliyor ... Dün bunları düşünüyordum durakta beklerken ama sonra kendi kendime dedim ''sen şuanda hasta ve hassas olduğun için böyle düşünüyorsun yoksa normal bir gün meydana gelen olaylardan çok da bir farkı yok başına gelenlerin ''
Dün gamze ile buluşmaya gitmeden önce tam çıkarken kulaklığımı bulamamam , 20 dk onu aramakla geçtikten sonra çileden çıkıp vazgeçerek kapıya gittiğimde bu seferde anahtarımı bulamamakla kan ter içinde kalıp o halde sokağa çıkınca ve 3 dkda bir gelen otobüs 15 dk gelmeyince iyi hasta olmam yüzünden ''daha yok mu evren , hadi bi de yolda yokuş aşağı topuklularla tepe taklak düşeyim de ağlayayım üstüne bi güzel '' diyerek yola çıktım.
Ben gamze ile tanışalı bir kaç ay oldu sanırım . Kendisi bana koreli erkek arkadaşı olduğunu , bir kaç şey sormak istediğini söylemişti ve konuşmaya başladık . Aslında ben hiç uzun soluklu olacağını düşünmemiştim görüşmelerimizin çünkü şimdiye kadar çok fazla bu tarz yaklaşımla bana mesaj gönderenler oldu ama sonradan ben onları kıskanıyorum ''gelmesinler'' diye vazgeçirmeye çalışıyormuşum tribine giren çok olduğu için gamzeden de pek umutlu değildim.
Hayat sadece ''kıskançlık duygusundan'' ibaret değil .. İnsanların kendisini bu kadar çok önemsemesi de bir kişisik bozukluğudur ..... Nasıl bakıyorsa öyle görüyor muhattabını , karşısındakinin de öyle hissettiğini zannediyor . Halbu ki dünya kimsenin etrafında dönmüyor . Ben bunu bilecek yaştayım.
Gamze ben olumsuz bir şey söylediğim zaman hiç savunmaya geçmedi . Böyle olunca ilgimi çekti çünkü daha önce bana '' ailen yok orda zorlanmıyorsun '' diye soranlara '' zorlanmaz mı insan elbette şu şu sebeblerden dolayı çok zor oluyor '' dediğim de hemen '' benim aşkım bitanecik koreli sevgilim bana hiç yalnızlık çektirmez ,ben zorlanmam bu yüzden '' diyenler çok oldu . Sanki bir tek senin bitanecik sevgilin var, sanki biz aşık değiliz de evcilik oynuyoruz .. Ayrıca ne gördün ne yaşadınız da sevgilin sana yanlızlık çektirmez bu kadar eminsin, internetten konuşunca insanın sözlerden başka ne oluyor elinde . İnsanın geleceği hakkında bu kadar umarsız olması ne kadar acı . Elbette sevdiğin adama güvenmek mükemmel ama güvenmek ayrı öngörememek ayrı şeyler ... Sevgilin iş peşinde koşunca ,sabah çıkıp akşam gelecek koca bir gün eve kendinden bir tane daha mı bırakacak da yanlızlık çekmeyeceksin , sanıyor musun hergün sana sen yalnızlık çekme diye hediyeler yollayacak eve, hergün hergün mutlu olasın diye süprizlere boğacak seni..
Ayrıca benim bahsettiğim farklı bir şey , kocan elbette ki en büyük destekçin ama bir annenin yeri , çat kapı gelen bir kuzeninin akrabanın yeri çok ayrı oluyor .... Misal taşınıyorsun , o evin temizliği düzenlemesi 1 ayda zor bitiyor , adam sabah çıkıyor işe gidiyor akşama kadar herşey sana kaldı . Ne sandın ,evde iş var diye izin alıp sen zorlanmayasın diye seninle temizlik mi yapacak adam ? Ben böyle bir gün de çok bunaldım, istanbul'da olsaydık yiğenlerim gelirdi , teyzem yengem bilmem ne gelirdi herkes bir işin ucundan tutardı 2 günde biterdi ama burda kimse yok ! Elbette türk arkadaşların var , yardıma gelmek istiyorlar ama hepsi okuyor çalışıyor ...
Neyse konuyu dağıttım .... :)
Önce beraber yemek yedik, sonra kafeye oturduk ... Genelde yüzyüze tanıştım insanlarla ilk izlenimim kötü olan pek çıkmadı , zaten benimle uyuşmayacak olan bana buluşma teklifi de yapmaz sanırım . yapmıyorlarda. O yüzden buluştuğum insanlar az çok bana sempati besledikleri için benimde ilk izlenimim hep güzel oldu . Şimdi düşünüyorum da blog sayesinde , Nur , şeyma, serpen, asiye, zeynep, rukiye, gamze, dilara, begüm, betül ... hep yüzyüze tanıştıklarım blog sayesinde oldu . iyi ki de oldu .
Gamze ise , öncelikle resimlerinden daha farklı . Çok daha güzel . Hani tanıştığında sanki eskiden beri tanıyormuş hissi verir ya bazı insanlar birbirine , öyle bir hissiyat vardı ortamda ... Erkek arkadaşı eşimden 1 yaş ufak , koreliler yabancılarla ilk buluşmada konuşmaz diye çekinmiş biraz ama hiç öyle olmadı :) Benim eşim soru sormayı sevdiği için konuşacak konu sıkıntısı çekmediler . Ayrıca bu ilk defa çift olarak yaptığımız buluşma oldu . Daha önce eşim arkadaşlarımın eş veya koreli erkek arkadaşları ile hiç buluşmamıştı .
Ben yürekten haklarında en hayırlısının olmasını temenni ediyorum . Okuyanlarda lütfen maşallah deyin . Kore'de yaşamaktansa Türkiye'de yaşamayı tercih ediyor erkek arkadaşı ,bu yüzden içimde burukluk kalmadı değil. Sevdiğim insanları göndermek istemiyorum . Gitmesinler ki.
Zeynepte gitmesin bak çabuk gelsin ... Ben seviyorum ''arkadaş'' diyebildiğim insanları . Her gün görüşemesekte aynı şehirde olduklarını bilmek, aklına birşey takılınca sorabilmek, arada buluşup dedikodu yapıp kahve içebilmek, hani burdalar ya, manevi bir güç oluyor .. Bazen soruyorum , özellikle şerife abla ve özgeye soruyorum ''şu şu konuda sıkıntılıyım siz nasıl üstesinden geliyorsunuz'' diye ... Bu bile güç veriyor insana, sorabileceğini bilmek , sorabileceğin ''birini'' bulabilmek ..
Kore Kore dediğin , en fazla 1 yıl veriyorum .. Sonra herşeye aşina oluyorsun , sokaklara, insanlara, yemeklere , hayata ....Alışıyorsun, sokağa çıktığında ''woaaaw be ben Kore'deyim işte hayallerimin ülkesi, şu dükkanlara bak bu kore çok fantastiiiik abiii '' olmuyorsun ...
Alışıyorsun, yurdun oluyor evin oluyor ''farklı olmuyor , farkı kalmıyor ''
İşte o zaman en çok ihtiyacın olan 3 şey ,
eşinle arandaki iletişim,
iş/çevre ,
arkadaş(lar) ...
Bunlardan biri dahi eksikse farkında olmasan dahi içsel olarak yoksunluğunu yaşıyorsun .....
Yarın sollar arifesi. Herkes birbirinin tatil ve yeni yılını kutluyor .Hani bayram hava var ortada . Ben kültüre ve hayata adapte olabilmişte olsam , solların ne ifade ettiğini biliyor da olsam yine de O his gelmiyor pek .. Sanırım koreli doğmadığım sürece de tam olarak hissetmek mümkün olmayacak . Bir yabancının bizim ramazan bayramı, kurban bayramı ya da cumhuriyet bayramını bilmesi ama içinde manasını hissedememesi gibi. Tabiki bunu kötü manada söylemiyorum . Yoksa, ben de heyecanlanıyorum bayram yemekleri oh mis, tatil tatil tatil ..... Bu arada sollar Ay takvimine göre yeni yıl . Her yıl değişiyor zamanı . Eski koreliler doğum günlerini ay takvimine göre hesaplıyorlar bu yüzden doğum günleri her yıl farklı oluyor . İlk eşimle konuşurken ''annemin doğum günü var gitmem gerek '' dediği zaman ,beni mi kekliyorsun annenin doğum günü geçen yıl martta değildi diye kızmıştım haha ...
Çıkmam gerek tel geldi. Bu arada mesajlarınıza, yorumlarınıza yanıt veremesem de, geç versemde hepsini okuyorum . Çok çok teşekkür ediyorum , son günlerde sık sık güncellememin sebebi güzel mesajlarınızdır . Çok fazla ortalarda yazmak istemeyen ,çekinen okuyucularım var sanırım , biraz da takip edenlerin yaş ortalaması ufak olmadığı için ,daha çok sessiz takip etmeyi ya da özelden iletişime geçmeyi tercih ediyorlar . Mesajlara cevap veremedim ama okuduğumu bilin istedim. Sollar geçsin cevap vereceğim mutlaka .
(Annelerin elinden çok öperim .. Annesine yazdıklarımı okuduğunu söyleyenler için)
Çok yazmışım :=( Hoşçakalın .
27 Ocak 2014 Pazartesi
Yine bir film :)
Bu sıralar çok melankoliğim .
Sebesiz kırılıyorum insanlara , bir de hasta oldum üstüne.. Ne zaman bir süredir hasta olmadım diye aklımdan geçse hemen ardından aklıma gelen başıma geliyor .
Mevsim yavaş yavaş değişiyor ya benim bünyem, pisikolojim ,benliğim alt üst oluyor her mevsim değişiminde Neden bu kadar beni etkilediğini bilmiyorum .
Daha önce sanırım milyon kere söylemiştim ben ve eşim film tutkunuyuz diye ...
Kore draması pek seyretmiyorum ama filmleri ilgimi çekiyor . Filmleri daha bir evrensel oluyor klasik kore tarzı dizilerine nazaran . (Gerçi dizilerde el ele tutuşmayı bile hayal etmeye utanan çiftler olurken, filmler de ise çok fazla cesur olabiliyorlar )
Orda bulunmadığım 4 yıl içinde ne kadar değişti bilmiyorum ama karşılaştıracak olursam Kore'de ki hem sinemalar hem abur cubur menüsu çok daha mükemmel . Ayrıca çok ucuz Türkiye'de ki sinemalara göre .2 kişilik bir menüyü resim de de gördüğünüz gibi 10 bine alabiliyorsunuz.
En kötü yanı , film arası mola olmaması . 2 saat bazen 3 saat koltuğa yapışıyorsunuz ... Özellikle o yüzden artık eşime kenarlardan koltuk seçtiriyorum yoksa ortada oturunca tuvalete kalkmayı yemiyor gözüm ve patlıyorum film bitene kadar .
Soldaki orginal (sade) mısır , sağdaki peynirli. Soğanlı ve karamelli de satılıyor . Vallahi dün o buzlu kolayı içtim diye hasta oldum bugün emi .
Sabah dersten önce doktora gittim , artık doktor bey sormuyor bile ... Biliyor neden geldiğimi , direk ilacı yazıyor . heheh
.
Bu filme gittik. Muhteşemdi diyemem ama sıkılmadan seyrettik. Güzeldi . Boş vaktiniz varsa izleyebileceğiniz bir film. Son sahnelerinde ağlamayayım diye kendimi çimdikledim, resmen boğazım düğümlendi bir ara.
Bu bizim eşimle gittiğimiz filmlerin afişlerini alıp yaptığım bir dosya .. İlerde çocuklarıma gösteririm diye biriktirmeye başlamıştım ama sonra çok salak bir fikir gibi geldi, saklaya saklaya film afişlerini mi sakladın dedim kendi kendime .. Ama biriktirmeye devam ettim çünkü afişlere baktıkça O anın duygularını tekrar yaşamaya başlıyor insan . Mutlaka gözümde ya filmden bir sahne ya da filme gittiğimiz günden eşimle bir anımız canlanıyor belleğimde... Çok var aslında dosyanın içinde, tek tek göstermedim.
Sizin topladığınız bir şeyler var mı bakalım ? :)
Sebesiz kırılıyorum insanlara , bir de hasta oldum üstüne.. Ne zaman bir süredir hasta olmadım diye aklımdan geçse hemen ardından aklıma gelen başıma geliyor .
Mevsim yavaş yavaş değişiyor ya benim bünyem, pisikolojim ,benliğim alt üst oluyor her mevsim değişiminde Neden bu kadar beni etkilediğini bilmiyorum .
Daha önce sanırım milyon kere söylemiştim ben ve eşim film tutkunuyuz diye ...
Kore draması pek seyretmiyorum ama filmleri ilgimi çekiyor . Filmleri daha bir evrensel oluyor klasik kore tarzı dizilerine nazaran . (Gerçi dizilerde el ele tutuşmayı bile hayal etmeye utanan çiftler olurken, filmler de ise çok fazla cesur olabiliyorlar )
Orda bulunmadığım 4 yıl içinde ne kadar değişti bilmiyorum ama karşılaştıracak olursam Kore'de ki hem sinemalar hem abur cubur menüsu çok daha mükemmel . Ayrıca çok ucuz Türkiye'de ki sinemalara göre .2 kişilik bir menüyü resim de de gördüğünüz gibi 10 bine alabiliyorsunuz.
En kötü yanı , film arası mola olmaması . 2 saat bazen 3 saat koltuğa yapışıyorsunuz ... Özellikle o yüzden artık eşime kenarlardan koltuk seçtiriyorum yoksa ortada oturunca tuvalete kalkmayı yemiyor gözüm ve patlıyorum film bitene kadar .
Soldaki orginal (sade) mısır , sağdaki peynirli. Soğanlı ve karamelli de satılıyor . Vallahi dün o buzlu kolayı içtim diye hasta oldum bugün emi .
Sabah dersten önce doktora gittim , artık doktor bey sormuyor bile ... Biliyor neden geldiğimi , direk ilacı yazıyor . heheh
.
Bu filme gittik. Muhteşemdi diyemem ama sıkılmadan seyrettik. Güzeldi . Boş vaktiniz varsa izleyebileceğiniz bir film. Son sahnelerinde ağlamayayım diye kendimi çimdikledim, resmen boğazım düğümlendi bir ara.
Bu bizim eşimle gittiğimiz filmlerin afişlerini alıp yaptığım bir dosya .. İlerde çocuklarıma gösteririm diye biriktirmeye başlamıştım ama sonra çok salak bir fikir gibi geldi, saklaya saklaya film afişlerini mi sakladın dedim kendi kendime .. Ama biriktirmeye devam ettim çünkü afişlere baktıkça O anın duygularını tekrar yaşamaya başlıyor insan . Mutlaka gözümde ya filmden bir sahne ya da filme gittiğimiz günden eşimle bir anımız canlanıyor belleğimde... Çok var aslında dosyanın içinde, tek tek göstermedim.
Sizin topladığınız bir şeyler var mı bakalım ? :)
19 Ocak 2014 Pazar
Domuz eti konusu
Kore ile ilgili bana en sık sorulan sorulardan belki de ilk sıradaki olacak birazdan hakkında yazacağım konu.
Bilmiyorum beni iyi tanıyanlar var mı aranızda .
Eğer varsa bilirler , ben en başından beri her konuda dürüst olmaya , dürüstçe yazmaya gayret ettim.
Çünkü insanları kandırıpda beni sevmelerini sağlayacağıma, doğruyu bilipte bu yüzden bana buğz etmelerini yeğlerim. Çünkü ikincisi daha gerçek .
Elbette dürüst olduğum halde , gerçek ne olursa olsun beni sevenler olursa, bu da benim hazinem olmuş olur.
Popüler soruları güncellemeye devam ediyorum. Diğer sorular için buraya bakın.
Domuz eti yiyor musun, eşin domuz yiyor mu, içine domuz giren ürünlerden nasıl kaçınıyorsun, helal et işini ne yapıyorsun , içki içiyor musunuz ?
İlk başta bu tarz sorulara çok sinirleniyordum ... Çünkü mutlaka arkasından bir çarpıtma ya da kınama geliyordu . Soruyu soran yapmasa bile okuyan başka biri araya girerek ortamı ateşlendiriyordu .
Öncelikle lütfen yazacaklarımı dikkatle anlayarak okuyun ,yanlış yerlere çekilsin istemiyorum böyle hassas bir konu.
Hepimiz (ya da çoğumuz) Allah'a şükür müslümanız . Kimimiz bilinçli , farkında olarak ve Allah'ın emrettiklerini yerine getirerek yaşıyor , kimimiz ise nefsinin izin verdiği, hayatında 'dine ' yer verebildiği kadarını ihya ederek .. Ama bazılarımız (ki ben kendimi bu kategoriye sokuyorum) sadece kalbindeki o iman kırıntısına umut bağlayarak , en azından ''inanıyorum'' diyerek yaşıyor ... Öyle ya , yapamadığın halde ,bir de inkar etsen , hiç inanmasan ... Küçücük bir katre bile hiç olmamasından iyidir. Hiçlikten iyidir....
Ben öncelikle domuz yemiyorum . Ama domuz eti denilince ''ıııyyyyyy'' denmesinden de hoşlanmıyorum . Biraz açık görüşlü olun , bu demek değil elbette gidin domuz yeyin ya da yiyeni övün ,ben kendim de yemiyorum ki ... Ama domuz eti öcü değil . Bildiğiniz et ,kaka çuvalı değil ki . Kore halkının neredeyse bütün yemeklerine domuz girdiği halde domuzdan ölen kimse olmamış çünkü günümüzde gerektiği gibi hijyenine dikkat ediliyor ve bilinçli tüketiyorlar. Bizzat gördüm kaç kere restorantta yan masada domuz eti yiyen ailede çocuk çubuklarıyla ete dokunacağı zaman babanın '' hayır daha pişmedi ,domuz eti çok bakteri içerir iyice pişmeden sakın çatal kaşığınla ete dokunma '' diye uyardığını .
Domuz eti görünce ıııyyyyy, ööööööö, olmuyorum. Çünkü burda , böyle bir halkın arasında yaşayınca en azından yemeyecek iradeniz varsa bile görmeye alışıyorsunuz .
İçine domuz giren ürünler hakkında ne yapıyoruma gelirsek ....
Bir şey yapmıyorum .
Dikkat etmiyorum.
İlk Kore'ye geldiğimde bu konuda çok serttim. Kesinle bırakın içinde domuz ürünü girmiş birşeyi yemeyi, aynı tencerede pişmiş mi diye soruşturuyordum yemeden önce . Zaten böyle de yapmak gerekiyor değil mi...
Ama zamanla zorlanıyorsunuz ... Adapte olamıyorsunuz . Eşim , benim yüzünden bir arkadaş gurubundan dışlandı . Buluşmalara davet edilmemeye başlandık . Neden , çünkü domuz girme ihtimali olan hiçbir şeyi yemiyordum ve içki hiç içmiyordum.
Neden canım onlarda gidip inek eti yesinler, ya da içinde domuz olmayan bir şey yesinler öyle buluşun diyceksiniz .... Malesef , inek eti çok pahalı . Sadece 2 kişi yiyip çıksanız içtiklerinizle beraber 70-80 dolar çivarı hesap çıkıyor . Adamlar senin için bir kere inek eti yemeğe gider , her buluşmada seni mi düşünecekler ? Ayrıca burda arkadaşlarla buluşup beraber tadını çıkartarak yenecek bir çok yemek malesef ki domuz ihtiva ediyor . 16 yaşında ergen değiller ki kimbab yemek için toplansınlar, ki kimbabın içinde bile 'ham' dedikleri domuz salamı var ...
Diğer bir durum , eşiniz koreli olduğu için arkadaşlarının ya da akrabalarının evine gidiyorsunuz . Ya da en basit örnekle kayınvalidenin evine gidiyorsun . Senin için yemek yapıyorlar , bayram gibi sofra hazırlıyorlar , domuz yemiyorsun diye domuz eti de pişirmiyorlar ama yaptığı Ddok çorbasının içinde ki mantının içine giren şey domuz kıyması ! Ama bunun anlamıyorlar koreliler , tamam domuz yemiyorsun anladık ama bu domuz değil ki mantı diyor ... Ayrıca o evde sürekli domuz pişiyor ,muhtemlen bana domuzsuz pişirdiği yemekten önce o tencerede domuz yaptı kadın . Ne yapayım elimde tenceremle mi misafirliğe gideyim ?
Kore'de büyüklerin yaptığını, imkam ettiğini yememek çok ayıp . Eşimde bana ilk zamanlarda hep tembih etmişti , Annem babam içki ikram ederse en azından al , içme koy tabağının yanına ama al . Çünkü geri çevirmek saygısızlık . Neden içmedin derlerse miğdem biraz kötü dersin dedi. elbette böyle yapıyordum ama nereye kadar , her buluşmada miğdem kötü mü diyeceksin?
Neden dikkat etmiyorum konusunda diğer bir nedenim ise Kore'de haram sayılmayan ürün neredeyse yok arkadaşlar . Bütün çerezlerden tut, ramyonlara kadar . Ben burda nasıl yaşayacağım o zaman ? 3 aylık tatile gelmedim ki dişimi tutup yemeyeyim. Allah nasip ederse ömürüm yettiğince buradayım , öyleyse bana ömrünün sonuna kadar çikolata , çerez, biskivüt, dondurma yeme mi diyorsunuz,hem de en çok sevdiğim şeylerken ? Elbette annem sağolsun ,yolluyor ama kargo o kadar pahalı ki 3-5 şey 100 tl tutuyor , kadın her ay paket mi yollasın . Zaten yolladıkları 1 haftada bitiyor .
Gerçekten kaçınmaya çalışan Türk arkadaşlarımı tenzih ederim, Ama Kore'de yaşayan Türklerin bir çoğu içinde olma ihtimaline bakmıyor . Ancak size öyle söylemiyorlar . Kore Mantısı yiyor ama içinde ne var diye sorana dana kıyması var diyor , halbuki dana kıymalı kore mantısı yok burda .Ramyon yiyor ,sorana içinde domuz yok diyor, halbuki çevir bak arkasında kocaman ''domuz eti'' yazıyor .... Tabiki bunları kimseyi kınamak ya da benim yapamadığıma onları da dahil etmek için söylemiyorum . Durum bu ama kimse çaktırmamaya çalıyor demeye getiriyorum.
Sizler için bu hayatın , bu kültürün içine girmeden , hergün bu gibi durumlara yüzyüze gelmeden, ''seçim yapma'' zorunluluğu ile ''vicdanınız'' arasında volta atıp durmadan anlamanız çok zor .
Empati yaparak, insanları suçlamadan , kınamadan uyarmak isterseniz kimse uyardınız için kızmaz ama bu çizgi ince bir çizgi. Gerektiği yumuşaklıkla uyaramazsanız o insanı iyice küfre sürüklersiniz çünkü ''aaaa domuz var onda , onu mu yiyorsun '' dendiğinde insan yediği için vicdanı bile sızlasa kafasına tokmak gibi ikide birde vurulduğu için bıkacak ''yiyorsam yiyorum be sana ne oh iyi yapıyorum '' diye düşünecek . Tebliğ etmekle yermek çok farklı kavramlar ve tebliğ asla o insanın yüreğini daha beter inada sürükleyecek şekilde yapılmaz. Ayrıca arkadaşlar , O insanın bilmediğini mi düşünüyorsunuz , O da müslüman , elbette biliyordur içine domuz girme ihtimali olan şeyleri yemenin haram olduğunu. Bu onun tercihi, insanlara Oh domuz çok lezzetli diyerek onları da cezbetmeye çalışmıyorsa ya da sizi bizzat zorlamıyorsa bırakın , tebliğinin de yeri ve zamanı vardır .
Her insanın yaşam şekli farklıdır , karşınızdakini de aynı sizin gibi yaşıyor zannetmeyin ve karşınızdaki insanı insan olabiliyorsa sevin . Yediği domuz , içtiği içki eğer bunu etrafa reklam etmiyorsa bu Onunla Allah arasında bir şey ... Ayrıca insanın günahı herkese ifşa etmesi yanlış değil mi, çünkü benim bildiğim Allah ile kişi arasındaysa affolma ihtimalin daha yüksek . Bunu bildiğiniz halde öyleyse neden başkasının günahına şahit olmak istiyorsunuz .
Ee, merak ediyoruz ne var . Biz de Kore'de yaşamayı hayal ediyoruz , ilerde kaçınabilir miyiz o yüzden merak ediyoruz diyebilirsiniz ..... O zaman soru sorma biçimini düzeltmek gerekiyor. ''Domuz yiyor musun , içine domuz giren şeylerden sakınıyor musun'' değil
''Kore'de domuz çok yaygın bundan nasıl sakınabiliriz, içine domuz giren ürünlerden kaçınmak mümkün mü '' diye sorabilirsiniz direk kişiyi hedef almayıp. Hem benim ya da başkasının yiyip yememesi size ölçü olamaz değil mi, ben iradeliyimdir ama sen olamazsın belki .
Ayrıca İslamın tek yasağı domuz değil, Ben örtü de örtmüyorum, namaz da kılmıyorum. Elbette bunu övünmek için söylemiyorum . Ama neden kimse kalkıp bana '' niçin örtünmüyorsun '' diye tebliğ etmezken '' Domuz '' konusunun bu kadar efsaneleşmiş bir günah gibi lanse edildiğini anlayamıyorum . Domuz yersem kendime ederim kötülüğü , ama örtünmezsem senin eşinin gözü bana kayabilir , bu daha kötü değil mi ? Bunları örnek olsun diye söylüyorum.. Sadece domuzu , içkiyi öcüleştirmeyin din bir bütündür diye.
Helal dana eti işini ise , Burda helal et sadece itaewonda satılıyor . İlk zamanlar gidip ordan aldım ama evde helal et yeyip, dışarı da korelilerle buluşunca restorantta yediğimiz dana eti helal olmayınca . Ya korelilerle buluşmayı kesecektim , ya da itewondan helal et almayı . Ben ikincisini yaptım . Çünkü zaten itewon evime 50 dk. gidip gelmesi de nefsime kolay gelmedi açıkcası kapımın önünde kasap varken.
Eşim konusunda ise . Benim eşim 33 yaşında . Biz evlenmeden önce eşim müslüman oldu . Ama bana o zaman kendisi demişti. Ben 30 yıl boyunca hergün domuz eti yedim, gerektiği zaman içki içtim arkadaş ortamlarında . Bunu bir çırpıda kesip atamam . Ama ilerde nasıl olur bilemem ... Ben zaten ona kes at demedim , yemezsen iyi olur dedim ama zaten benimle yaşarken otomatik olarak %85-90 düştü çünkü eve domuz eti girmeyince , ben pişirmeyince nerden yiyecek ? içki de aynı. Allah'a şükür önüne ne koysan yiyen bir insan, o yüzden eve domuz eti girmemesi konusunda hiç zorlanmadım . Ancak iş toplantılarında yiyor çünkü şefleri nereye götürürse onu yemek mecburiyetindeler . Kore'de iş ortamları çok berbat hiyearşik bir düzen içinde. En kötüsünü söylüyorum şefleri gece klübüne gitmek ister ve gecenin devamı için kadın tutarsa elemanlar buna itiraz edemiyor . Etmek isterse eder elbet ama şef bana posta koydu diye dışlatıyor o kişiyi iş yerinde . Tabiki her şirket böyle değil. Her şefte . Sadece en kötüsünü söylüyorum diye altını çizdim. İçkiyi ise yapabildiği zaman masanın altına koyduğu konteynıra boşaltıyor şef görmeden ama şef yanına oturursa o zaman zor.
Ancak benim ve eşimin nasıl yaşadığı , ne derece yapabildiğimiz yapamadığımız kimseye ölçü olamaz . Siz belki gelir benden daha iradeli davranırsınız ya da daha berbat . Ha keza eşiniz olacak koreli. Bunu kimse öngöremez . Yaşamadan bilemezsiniz.
Bu konuda kesinlikle bir kompleksim yok , zaten benim yapamadığım bir şeyi eşimden beklemem . O yüzden '' evlenmek için müslüman olan koreliden ne hayır gelir, müslümanlığı yaşamaz ki '' diye arkadan konuşacaklar varsa inanın umrumda değil. Siz evlenin , sizin eşiniz daha takvalı olsun ne diyeyim ki umrumda değil açıkcası , ne müslümanım (!) diyen eşler var ama baksan insanlığı yok . Ben eşimi müslüman olacak diye sevmedim , zaten ondan önce insan olabildiği için ,aşık olduğum için, bir çok müslümandan daha insanca davrandığı için (bu taş size değil, yeri kore ile ilgisi olmayan başkasının kafası) sevdim, ha müslüman oluyorum demiş, kelimeyi şehadeti okuyup öğretmişim , aklıma kalbime yattı demiş. Gerisi bende biter ... Ben yaparsam o da zaten öğrenir. Ama ben yapmadım şeyi ondan bekleyemem .
Yani , özetle neymiş. ?
Domuz yemiyoruz ama
İçine girme ihtimali olanlara bakmıyoruz
Helal et ise eskiden almaya gayret ediyordum ama artık mahalle kasabımdan alıyorum .
Ama sizin niyetiniz beni sorgulamak değil de kendiniz buraya gelince nasıl sakınabilirsiniz ise ,çekinmeden bana sorabilirsiniz ,ben elimden geldiğince yardım ederim bilgilendirme konusunda .
Ayrıca bu yukarıda anlattıklarım kendim ve genelde evlenip Kore'de yaşanların karşılaştığı durumlar içindi. Öğrenci olarak burada yaşayacaksanız bir nebze herşey sizin için daha kolay olacaktır çünkü gireceğiniz ortamları siz seçebileceksiniz , yani eşimizin dayısının evine gidiyorum ne yemeği yaparlar düşüncesi olmayacak , ya da kayınvalidenizin evi.
Ayrıca azcık takvası bile varsa insanın 1 yıllık okul hayatım var diye dondurma bile yememeye dayanabilir isterse . Sürekli burda yaşayan ile aynı olmaz .
iyi pazarlar .
Bilmiyorum beni iyi tanıyanlar var mı aranızda .
Eğer varsa bilirler , ben en başından beri her konuda dürüst olmaya , dürüstçe yazmaya gayret ettim.
Çünkü insanları kandırıpda beni sevmelerini sağlayacağıma, doğruyu bilipte bu yüzden bana buğz etmelerini yeğlerim. Çünkü ikincisi daha gerçek .
Elbette dürüst olduğum halde , gerçek ne olursa olsun beni sevenler olursa, bu da benim hazinem olmuş olur.
Popüler soruları güncellemeye devam ediyorum. Diğer sorular için buraya bakın.
Domuz eti yiyor musun, eşin domuz yiyor mu, içine domuz giren ürünlerden nasıl kaçınıyorsun, helal et işini ne yapıyorsun , içki içiyor musunuz ?
İlk başta bu tarz sorulara çok sinirleniyordum ... Çünkü mutlaka arkasından bir çarpıtma ya da kınama geliyordu . Soruyu soran yapmasa bile okuyan başka biri araya girerek ortamı ateşlendiriyordu .
Öncelikle lütfen yazacaklarımı dikkatle anlayarak okuyun ,yanlış yerlere çekilsin istemiyorum böyle hassas bir konu.
Hepimiz (ya da çoğumuz) Allah'a şükür müslümanız . Kimimiz bilinçli , farkında olarak ve Allah'ın emrettiklerini yerine getirerek yaşıyor , kimimiz ise nefsinin izin verdiği, hayatında 'dine ' yer verebildiği kadarını ihya ederek .. Ama bazılarımız (ki ben kendimi bu kategoriye sokuyorum) sadece kalbindeki o iman kırıntısına umut bağlayarak , en azından ''inanıyorum'' diyerek yaşıyor ... Öyle ya , yapamadığın halde ,bir de inkar etsen , hiç inanmasan ... Küçücük bir katre bile hiç olmamasından iyidir. Hiçlikten iyidir....
Ben öncelikle domuz yemiyorum . Ama domuz eti denilince ''ıııyyyyyy'' denmesinden de hoşlanmıyorum . Biraz açık görüşlü olun , bu demek değil elbette gidin domuz yeyin ya da yiyeni övün ,ben kendim de yemiyorum ki ... Ama domuz eti öcü değil . Bildiğiniz et ,kaka çuvalı değil ki . Kore halkının neredeyse bütün yemeklerine domuz girdiği halde domuzdan ölen kimse olmamış çünkü günümüzde gerektiği gibi hijyenine dikkat ediliyor ve bilinçli tüketiyorlar. Bizzat gördüm kaç kere restorantta yan masada domuz eti yiyen ailede çocuk çubuklarıyla ete dokunacağı zaman babanın '' hayır daha pişmedi ,domuz eti çok bakteri içerir iyice pişmeden sakın çatal kaşığınla ete dokunma '' diye uyardığını .
Domuz eti görünce ıııyyyyy, ööööööö, olmuyorum. Çünkü burda , böyle bir halkın arasında yaşayınca en azından yemeyecek iradeniz varsa bile görmeye alışıyorsunuz .
İçine domuz giren ürünler hakkında ne yapıyoruma gelirsek ....
Bir şey yapmıyorum .
Dikkat etmiyorum.
İlk Kore'ye geldiğimde bu konuda çok serttim. Kesinle bırakın içinde domuz ürünü girmiş birşeyi yemeyi, aynı tencerede pişmiş mi diye soruşturuyordum yemeden önce . Zaten böyle de yapmak gerekiyor değil mi...
Ama zamanla zorlanıyorsunuz ... Adapte olamıyorsunuz . Eşim , benim yüzünden bir arkadaş gurubundan dışlandı . Buluşmalara davet edilmemeye başlandık . Neden , çünkü domuz girme ihtimali olan hiçbir şeyi yemiyordum ve içki hiç içmiyordum.
Neden canım onlarda gidip inek eti yesinler, ya da içinde domuz olmayan bir şey yesinler öyle buluşun diyceksiniz .... Malesef , inek eti çok pahalı . Sadece 2 kişi yiyip çıksanız içtiklerinizle beraber 70-80 dolar çivarı hesap çıkıyor . Adamlar senin için bir kere inek eti yemeğe gider , her buluşmada seni mi düşünecekler ? Ayrıca burda arkadaşlarla buluşup beraber tadını çıkartarak yenecek bir çok yemek malesef ki domuz ihtiva ediyor . 16 yaşında ergen değiller ki kimbab yemek için toplansınlar, ki kimbabın içinde bile 'ham' dedikleri domuz salamı var ...
Diğer bir durum , eşiniz koreli olduğu için arkadaşlarının ya da akrabalarının evine gidiyorsunuz . Ya da en basit örnekle kayınvalidenin evine gidiyorsun . Senin için yemek yapıyorlar , bayram gibi sofra hazırlıyorlar , domuz yemiyorsun diye domuz eti de pişirmiyorlar ama yaptığı Ddok çorbasının içinde ki mantının içine giren şey domuz kıyması ! Ama bunun anlamıyorlar koreliler , tamam domuz yemiyorsun anladık ama bu domuz değil ki mantı diyor ... Ayrıca o evde sürekli domuz pişiyor ,muhtemlen bana domuzsuz pişirdiği yemekten önce o tencerede domuz yaptı kadın . Ne yapayım elimde tenceremle mi misafirliğe gideyim ?
Kore'de büyüklerin yaptığını, imkam ettiğini yememek çok ayıp . Eşimde bana ilk zamanlarda hep tembih etmişti , Annem babam içki ikram ederse en azından al , içme koy tabağının yanına ama al . Çünkü geri çevirmek saygısızlık . Neden içmedin derlerse miğdem biraz kötü dersin dedi. elbette böyle yapıyordum ama nereye kadar , her buluşmada miğdem kötü mü diyeceksin?
Neden dikkat etmiyorum konusunda diğer bir nedenim ise Kore'de haram sayılmayan ürün neredeyse yok arkadaşlar . Bütün çerezlerden tut, ramyonlara kadar . Ben burda nasıl yaşayacağım o zaman ? 3 aylık tatile gelmedim ki dişimi tutup yemeyeyim. Allah nasip ederse ömürüm yettiğince buradayım , öyleyse bana ömrünün sonuna kadar çikolata , çerez, biskivüt, dondurma yeme mi diyorsunuz,hem de en çok sevdiğim şeylerken ? Elbette annem sağolsun ,yolluyor ama kargo o kadar pahalı ki 3-5 şey 100 tl tutuyor , kadın her ay paket mi yollasın . Zaten yolladıkları 1 haftada bitiyor .
Gerçekten kaçınmaya çalışan Türk arkadaşlarımı tenzih ederim, Ama Kore'de yaşayan Türklerin bir çoğu içinde olma ihtimaline bakmıyor . Ancak size öyle söylemiyorlar . Kore Mantısı yiyor ama içinde ne var diye sorana dana kıyması var diyor , halbuki dana kıymalı kore mantısı yok burda .Ramyon yiyor ,sorana içinde domuz yok diyor, halbuki çevir bak arkasında kocaman ''domuz eti'' yazıyor .... Tabiki bunları kimseyi kınamak ya da benim yapamadığıma onları da dahil etmek için söylemiyorum . Durum bu ama kimse çaktırmamaya çalıyor demeye getiriyorum.
Sizler için bu hayatın , bu kültürün içine girmeden , hergün bu gibi durumlara yüzyüze gelmeden, ''seçim yapma'' zorunluluğu ile ''vicdanınız'' arasında volta atıp durmadan anlamanız çok zor .
Empati yaparak, insanları suçlamadan , kınamadan uyarmak isterseniz kimse uyardınız için kızmaz ama bu çizgi ince bir çizgi. Gerektiği yumuşaklıkla uyaramazsanız o insanı iyice küfre sürüklersiniz çünkü ''aaaa domuz var onda , onu mu yiyorsun '' dendiğinde insan yediği için vicdanı bile sızlasa kafasına tokmak gibi ikide birde vurulduğu için bıkacak ''yiyorsam yiyorum be sana ne oh iyi yapıyorum '' diye düşünecek . Tebliğ etmekle yermek çok farklı kavramlar ve tebliğ asla o insanın yüreğini daha beter inada sürükleyecek şekilde yapılmaz. Ayrıca arkadaşlar , O insanın bilmediğini mi düşünüyorsunuz , O da müslüman , elbette biliyordur içine domuz girme ihtimali olan şeyleri yemenin haram olduğunu. Bu onun tercihi, insanlara Oh domuz çok lezzetli diyerek onları da cezbetmeye çalışmıyorsa ya da sizi bizzat zorlamıyorsa bırakın , tebliğinin de yeri ve zamanı vardır .
Her insanın yaşam şekli farklıdır , karşınızdakini de aynı sizin gibi yaşıyor zannetmeyin ve karşınızdaki insanı insan olabiliyorsa sevin . Yediği domuz , içtiği içki eğer bunu etrafa reklam etmiyorsa bu Onunla Allah arasında bir şey ... Ayrıca insanın günahı herkese ifşa etmesi yanlış değil mi, çünkü benim bildiğim Allah ile kişi arasındaysa affolma ihtimalin daha yüksek . Bunu bildiğiniz halde öyleyse neden başkasının günahına şahit olmak istiyorsunuz .
Ee, merak ediyoruz ne var . Biz de Kore'de yaşamayı hayal ediyoruz , ilerde kaçınabilir miyiz o yüzden merak ediyoruz diyebilirsiniz ..... O zaman soru sorma biçimini düzeltmek gerekiyor. ''Domuz yiyor musun , içine domuz giren şeylerden sakınıyor musun'' değil
''Kore'de domuz çok yaygın bundan nasıl sakınabiliriz, içine domuz giren ürünlerden kaçınmak mümkün mü '' diye sorabilirsiniz direk kişiyi hedef almayıp. Hem benim ya da başkasının yiyip yememesi size ölçü olamaz değil mi, ben iradeliyimdir ama sen olamazsın belki .
Ayrıca İslamın tek yasağı domuz değil, Ben örtü de örtmüyorum, namaz da kılmıyorum. Elbette bunu övünmek için söylemiyorum . Ama neden kimse kalkıp bana '' niçin örtünmüyorsun '' diye tebliğ etmezken '' Domuz '' konusunun bu kadar efsaneleşmiş bir günah gibi lanse edildiğini anlayamıyorum . Domuz yersem kendime ederim kötülüğü , ama örtünmezsem senin eşinin gözü bana kayabilir , bu daha kötü değil mi ? Bunları örnek olsun diye söylüyorum.. Sadece domuzu , içkiyi öcüleştirmeyin din bir bütündür diye.
Helal dana eti işini ise , Burda helal et sadece itaewonda satılıyor . İlk zamanlar gidip ordan aldım ama evde helal et yeyip, dışarı da korelilerle buluşunca restorantta yediğimiz dana eti helal olmayınca . Ya korelilerle buluşmayı kesecektim , ya da itewondan helal et almayı . Ben ikincisini yaptım . Çünkü zaten itewon evime 50 dk. gidip gelmesi de nefsime kolay gelmedi açıkcası kapımın önünde kasap varken.
Eşim konusunda ise . Benim eşim 33 yaşında . Biz evlenmeden önce eşim müslüman oldu . Ama bana o zaman kendisi demişti. Ben 30 yıl boyunca hergün domuz eti yedim, gerektiği zaman içki içtim arkadaş ortamlarında . Bunu bir çırpıda kesip atamam . Ama ilerde nasıl olur bilemem ... Ben zaten ona kes at demedim , yemezsen iyi olur dedim ama zaten benimle yaşarken otomatik olarak %85-90 düştü çünkü eve domuz eti girmeyince , ben pişirmeyince nerden yiyecek ? içki de aynı. Allah'a şükür önüne ne koysan yiyen bir insan, o yüzden eve domuz eti girmemesi konusunda hiç zorlanmadım . Ancak iş toplantılarında yiyor çünkü şefleri nereye götürürse onu yemek mecburiyetindeler . Kore'de iş ortamları çok berbat hiyearşik bir düzen içinde. En kötüsünü söylüyorum şefleri gece klübüne gitmek ister ve gecenin devamı için kadın tutarsa elemanlar buna itiraz edemiyor . Etmek isterse eder elbet ama şef bana posta koydu diye dışlatıyor o kişiyi iş yerinde . Tabiki her şirket böyle değil. Her şefte . Sadece en kötüsünü söylüyorum diye altını çizdim. İçkiyi ise yapabildiği zaman masanın altına koyduğu konteynıra boşaltıyor şef görmeden ama şef yanına oturursa o zaman zor.
Ancak benim ve eşimin nasıl yaşadığı , ne derece yapabildiğimiz yapamadığımız kimseye ölçü olamaz . Siz belki gelir benden daha iradeli davranırsınız ya da daha berbat . Ha keza eşiniz olacak koreli. Bunu kimse öngöremez . Yaşamadan bilemezsiniz.
Bu konuda kesinlikle bir kompleksim yok , zaten benim yapamadığım bir şeyi eşimden beklemem . O yüzden '' evlenmek için müslüman olan koreliden ne hayır gelir, müslümanlığı yaşamaz ki '' diye arkadan konuşacaklar varsa inanın umrumda değil. Siz evlenin , sizin eşiniz daha takvalı olsun ne diyeyim ki umrumda değil açıkcası , ne müslümanım (!) diyen eşler var ama baksan insanlığı yok . Ben eşimi müslüman olacak diye sevmedim , zaten ondan önce insan olabildiği için ,aşık olduğum için, bir çok müslümandan daha insanca davrandığı için (bu taş size değil, yeri kore ile ilgisi olmayan başkasının kafası) sevdim, ha müslüman oluyorum demiş, kelimeyi şehadeti okuyup öğretmişim , aklıma kalbime yattı demiş. Gerisi bende biter ... Ben yaparsam o da zaten öğrenir. Ama ben yapmadım şeyi ondan bekleyemem .
Yani , özetle neymiş. ?
Domuz yemiyoruz ama
İçine girme ihtimali olanlara bakmıyoruz
Helal et ise eskiden almaya gayret ediyordum ama artık mahalle kasabımdan alıyorum .
Ama sizin niyetiniz beni sorgulamak değil de kendiniz buraya gelince nasıl sakınabilirsiniz ise ,çekinmeden bana sorabilirsiniz ,ben elimden geldiğince yardım ederim bilgilendirme konusunda .
Ayrıca bu yukarıda anlattıklarım kendim ve genelde evlenip Kore'de yaşanların karşılaştığı durumlar içindi. Öğrenci olarak burada yaşayacaksanız bir nebze herşey sizin için daha kolay olacaktır çünkü gireceğiniz ortamları siz seçebileceksiniz , yani eşimizin dayısının evine gidiyorum ne yemeği yaparlar düşüncesi olmayacak , ya da kayınvalidenizin evi.
Ayrıca azcık takvası bile varsa insanın 1 yıllık okul hayatım var diye dondurma bile yememeye dayanabilir isterse . Sürekli burda yaşayan ile aynı olmaz .
iyi pazarlar .
13 Ocak 2014 Pazartesi
Maybe Tomorrow
Sadece 9 gece 10 gün sürdü Türkiye tatilimiz .
Düğün yapılması gerekiyordu ,o yüzden bir tatil rahatlığından ziyade önümüz arkamız ,sağımız solumuz telaş ve hafiften karmaşaydı ...
Yine de epey şey sığdırmışız 9 güne şimdi düşününce
Kapadokya'ya bile gittik be .
Tabi şimdi harcanan paralara yanarım 5 kişi
tuvalete bile uçakla gittiğimiz için of of ,ev alırdık yahu o paralarla
Ama eşimde , görümcemde kayınvalidem de Türkiye'yi çok sevdi ya, değer ..
Hala görümcem ara ara Kakao Story'sine Türkiye'de çektirdiği resimleri ekleyip
Tekrar gidebilsem/ gitmek istiyorum yazar .
Ha keza yine kayınvalidemin kakaosundaki profil resimleri hep Türkiye'de çektirdiği resimlerden oluşuyor.
Türkiye'ye ayak bastığım zaman , 20 küsür yıldır ezberlediğim sokaklar
kulağıma gelen tanıdık sesler , yaw hani şu eskiden ekmek aldığım fırın bak işte orda !
Ne kadar da değişmiş , oow modernleşmiş.
Evime girdiğim zaman , O his var ya , tanıdık , aşina , sanki hiç Kore'ye gelmemişim gibi.
Sanki hiç zaman geçmemiş gibi...
Ama yine de biraz hafiften ,çok azcık yabancı ...
Sevdiğin insanlar, özlediğin yüzler yanında
insan nasıl mutlu oluyor, oturup kilo almama garantisiyle bir kasa nutellayı bitirsem bile yok böyle bir mutluluk doyumu ,o insanlara sarılıyorsun ,hani skype kamerası değil yahu bildiğin dokun , gıdıkla, sarıl ...
ilk günler bu hisler insanın yüzüne bir dalga gibi çarpıyor
ama etkisi yavaş geçince artık alıştığını , kendini alıştırdığını özlemeye başlıyorsun ufak ufak ...
Acaba (Kore'deki ) hergün gittiğim bakkaldaki ahjumma yokluğumu fark etmişmidir ?
(okuldaki) Çocukları da özledim .. Evde nasıl pislenmiştir şimdi...
Ya Dori, alışmış mıdır hastaneye, yoksa yine yemekten mi kesilmiştir?
Of şöyle acılı acılı Kore çorbasının kokusu resmen burnumda tütüyor .....
İnchon hava alanına inipte otobuse binince eve gelmek için
''alıştığım, sevdirildiğim ,hayatımın 2. bölümünün sayfaları arasında dolaşırken hissettiğim o aidiyet duygusu.. ''
Resmen insan bölünüyor ! .....
Niye böldünüz ki beni böyle !
sevmedim bu bölünmüşlük hissini..
Herşeyini sevdim, hasret çekmek bile bir yerde güzel çünkü insan birbirinin kıymetini anlıyor
Dünya'nın bir ucunda ,yabancı bir kültürün arasında yaşamak ''ben de varım'' demeye çalışmak bile güzel ,insan büyüyor, bakış açıcı kazanıyor ...
Ama bu bölünmüşlük hissi
hiç de
hoş
değil.
12 Ocak 2014 Pazar
Populer Sorular : Kapalıyım Dışlanır mıyım ?
Sık sorulan soruları güncellemeye devam ediyorum .
Kapalıyım , Kore'ye okumaya gideceğim zorluk çeker miyim ? Örtüm dolayısıyla dışlanırmıyım ?
Bu soru belki de bana en sık sorulardan biriydi şimdiye kadar . Umarım yeterince açık ve net cevap verebilirim . Tabi ki unutmayın ,burada yazdıklarım sadece benim şahsi düşüncelerim. Ve ben Kore uzmanı değilim. Elimden geldiğince de bilmişlik taslamamaya gayret ediyorum . İnsanların tecrübeleri ve karşılaştıkları insanlar farklı olunca herkesin kaleminden dökülenlerde farklı olabilir.
Zorluk çeker miyim , dışlanır mıyım sorunuza tek bir cümle ile açık ve net olarak cevap verecek olursam ''Bu sizin kim ve ne olduğunuzla o kadar ilgili ki '' ...
Ne demek istiyorum ?
Örtü, sadece bilmeyenin gözünde bir önyargı olabilir. Ama bu önyargıyı kırmak, insana yaklaşmak ve kendinizi ifade etmek , o insanın gönlünü feth etmek örtünüze değil, sizin yetenek ve karakterinize kalmış birşeydir. Bu konuda kendinize güveniyor musunuz ,sorun içinize .
Koreliler elbette size çok sorlacaklar , sıcakta bunalmıyor musun, neden takıyorsun o örtüyü, çıkarsan daha güzel olursun diyecekler , diyorlar .Metroda sürekli bakıp inceleyecekler .. Ama bilmedikleri , anlamadıkları için yoksa sizi öcü sandıklarından değil. Tabi bu gibi olaylara maruz kalınca dışlandığınızı düşünüp düşünmemek de yine sizin algı ve karakterinize bağlı.
Benim burda iki tane mücevher gibi kapalı arkadaşım var . İkiside ''kapalı'' olmaları yönünden hiç bir zorluk ya da zahmet çekmiyorlar ama bu onların karakterlerinin oturmuş ve nerde nasıl davranmalarını gerektirdiğini iyi bilmeleri yüzünden kaynaklanıyor.
Koreliler size diyecektir ''domuz eti yiyemiyorsun yazık, yoksa gider ne güzel domuz ızgarası yerdik beraber'' böyle şeylerle çok karşılaşacaksınız . Ben dahi çok duyuyorum , yazık domuz yiyemiyorsun diye hayıflananını . Bu sizi dışlamak ya da beğenmemek değil , domuz yemek onlara bir zevk olduğu ve diğer etlerden ucuz olduğu için . Öğrenciler kalkıpta her hafta dana eti yemeğe gidemiyor ki pahalı çünkü. Bunları duyup kötü hissedip hissetmemeniz , ayak uyduramadığınızı düşünüp üzülüp üzülmemeniz size kalmış .
Beraber okuyacağınız ve çalışacağınız profösörleri iyi seçin (seçme hakkınız varsa) . Proflar yüzünden zorluk çeken öğrenciler çok oluyor çünkü her gece içmeye götürüyor bazıları öğrencileri. Bahsettiğim kapalı arkadaş, diğerleri içki içerken su ve meyve suyu içtiğini söylüyor ama onun profu önemsemiyor , sizinki de böyle olursa sorun yok ama bu konuda manyak inatçı proflarda çıkabiliyor . İçki alemlerinde onlara ayak uydurmuyor diye düşük not veren proflar duydum ama umarım böyleleri ile karşılaşmazsınız .
Ama inanın bana Allah herkesi hak ettiği insanlarla karşılaştırıyor . İnsanın dışlanıp dışlanmamasının elbette görüntüsüyle hiç ilgisi yok diyemem , dış görünüş etkiliyor olsa da temelde karakter ve iletişim meselesidir. Eğer iletişiminiz güçlüyse , karakteriniz pozitif ve yeniliklere açıksa , insanlara yaydığınız enerji olumluysa bence bu örtü önyargısının da önüne geçecektir. Ben Nur'la karşılaştığımda ''aaa bu örtülü biz pek anlaşamayız diye hiç düşünmedim , o kadar hayat dolu ve farklılıklara açık bir yaklaşımı vardı ki ''ne kadar dolu ve derin bir insan !'' diye düşündüm başındaki örtüsünden ziyade .
İçki konusunda sıkıntı yaşayabilirsiniz ama yine de bu sizin olaya nasıl yaklaştığınıza ve girdiğiniz ortamlara bağlı . İçmiyorum dediğiniz de elbette ısrar etmiyorlar ama hep bir ''yazık içse/yese eğlenirdik'' diye iç çekişleri oluyor .. Buna karşı onları sizinle zevk alarak yapabilecekleri aktivitelere yönlendirip aranızdaki bağı güçlendirmek ya da bu iç çekişleri görüp yapamayacağınız şeyler karşısında komplekse girip bunalmak yine sizin karakterinize kalmış.
Öz güvenininiz eksik değilse bunları size uygun durumlar ile bertaraf edebilirsiniz , mesela ''ah keşke domuz yeseydin eğlenirdik '' diyen bir koreliye '' canım ne var bizde beraber türk yemeği yemeye yiyelim, hem senin için de farklılık olur , domuz domuz bıkmadın mı '' diye espiri yapabilirsiniz . Ya da '' bunalmıyor musun bu sıcakta örtüden '' diyene '' sizin ahjummalarınız sıcakta tenim yanmasın beyaz kalayım diye robocop gibi giyinip bunalmıyorsa ben neden sıcaklayayım ki '' diye espiri yapabilirsiniz .
Ama bu öz güven işi. Kişinin kendine güveni yoksa , duyduğu sözler karşısında komplekse düşecektir. Ben yapamıyorum onlar gibi olamıyorum öyleyse bana yaklaşmayacaklar diyecektir ve korelileri suçlayacaktır soğuklar diye. Hayır bilmiyorlar, daha doğrusu anlamıyorlar .. Domuz eti yemiyorsun tamamda çorbanın içindeki mantının içine giren domuz kıymasını da mı yemiyorsunu anlayamıyorlar ... Bu yüzden siz girişken olacaksınız küsüp oturmayacaksınız.
Şunu unutmayın lütfen , Korelilker yabancılara karşı soğuk kanlı . Hiç bir şey dizilerde gördüğünüz gibi değil. Soğuk derken kötü manada söylemiyorum . Mesela 4 yıldır hergün gittiğim pazarda ,korece konuştuğumu biliyor ,her gün beni görüyorlar ama yine de ''önce şu yabancınınkini ver '' diyorlar . Yani onların gözünde hep yabancısın . Sakın '' Kore'ye gideceğim bütün koreliler etrafımda pervane olacak , hepsi bana hayran kalacak , tonlarca koreli arkadaşım olacak '' hayalleri ile gelmeyin ,siz kırılırsınız ... Ancak çok güzel ve çok ama çok çekiciyseniz belki bu dediğiniz olur. Buradaki tanıdığım bütün öğrencilerin koreliden ziyade yabancı arkadaşı var .
Domuz eti konusunda çok hassas iseniz , bu konuda zorlanabileceğinizi düşünüyorum çünkü içine domuz girmeyecek yemekleri neredeyse yok denecek kadar az . Ve öğrencilerin yemek yapma seçeneği de pek olmuyor . Bir çok çerez ve ıvır zıvırına da domuz jelatini giriyor.
Ve son bir şey , bu konuda dürüst olacağım ...
Koreli sevgilim olsun derseniz..... Elbette olur ,olmaz değil ama kolay olmayacağını bilmelisiniz çünkü kapalı bir bayanın kendine göre sınır ve hayırları vardır. Domuz eti yemesin, içki içmesin, cinsellik taleb etmesin derseniz, böyle bir koreliyi bulursanız vallahi ne diyeyim helal size derim. Zaten geriye bir kelime-i şehadeti kalmış olur o adamın ama çok çok zor olacaktır ,kendinizi yormayın , yüreğinizi yormayın.. Koreli erkekler güzelliğe önem verirler ,evliliklerde bile tanıştırıldıkları insanları erkekler kızlar için ''güzel mi '' , bayanlar ise ''paralı mı'' diye sorar ilk önce . Hadi ,sizi beğendi , örtünüzle de kabul etti. Domuz yememesi ve içkiyi bırakması da gerekecek . Annesinin de sizi kabul etmesi gerekecek. Hadi adam sizi sevdi de kabul etti ama annesinin gözünde ki imajınız en azından ilk başta biraz farklı olacaktır.
Şimdi bana diyecekseniz ki sen kendine bak, senin ki nasıl oldu da bize kalkıp zor diyorsun.. Öncelikle benim yukarıda söylediklerim örtülü ve bazı dini sınırları , olmazsa olmazları olan bayanlar içindi. Yoksa kapalı değilim, içkide içse bana ne diyenler için değil sözüm.
Ben bile burda çöpçatanlık yapayım evlenip kalsınlar gitmesinler dediğim kapalı arkadaşlarım var ama olmuyor işte kolay kolay.Çünkü hadi örtüsünü kabul bile etse tanıştırmak istediğim koreliler , adamların içkisi ve domuzunu kabul edemez bizim kızlar ...
Tabiki ben bunları umudunuzu kesin, oturun ağlayın, gelmeyin canım diye söylemiyorum . Sadece ayağınız yere sağlam bassın , gerçekleri , olasılıkları görerek gelin ki olur da Allah karşınıza hamuru yatkın bir koreli erkek çıkartırda herşey yukarıda söylediğimin tersine gelişir . Yok mu, var böyleleri de ...
Bu konuda eksik bıraktığım bir şey kaldı mı ? ...
Kapalıyım , Kore'ye okumaya gideceğim zorluk çeker miyim ? Örtüm dolayısıyla dışlanırmıyım ?
Bu soru belki de bana en sık sorulardan biriydi şimdiye kadar . Umarım yeterince açık ve net cevap verebilirim . Tabi ki unutmayın ,burada yazdıklarım sadece benim şahsi düşüncelerim. Ve ben Kore uzmanı değilim. Elimden geldiğince de bilmişlik taslamamaya gayret ediyorum . İnsanların tecrübeleri ve karşılaştıkları insanlar farklı olunca herkesin kaleminden dökülenlerde farklı olabilir.
Zorluk çeker miyim , dışlanır mıyım sorunuza tek bir cümle ile açık ve net olarak cevap verecek olursam ''Bu sizin kim ve ne olduğunuzla o kadar ilgili ki '' ...
Ne demek istiyorum ?
Örtü, sadece bilmeyenin gözünde bir önyargı olabilir. Ama bu önyargıyı kırmak, insana yaklaşmak ve kendinizi ifade etmek , o insanın gönlünü feth etmek örtünüze değil, sizin yetenek ve karakterinize kalmış birşeydir. Bu konuda kendinize güveniyor musunuz ,sorun içinize .
Koreliler elbette size çok sorlacaklar , sıcakta bunalmıyor musun, neden takıyorsun o örtüyü, çıkarsan daha güzel olursun diyecekler , diyorlar .Metroda sürekli bakıp inceleyecekler .. Ama bilmedikleri , anlamadıkları için yoksa sizi öcü sandıklarından değil. Tabi bu gibi olaylara maruz kalınca dışlandığınızı düşünüp düşünmemek de yine sizin algı ve karakterinize bağlı.
Benim burda iki tane mücevher gibi kapalı arkadaşım var . İkiside ''kapalı'' olmaları yönünden hiç bir zorluk ya da zahmet çekmiyorlar ama bu onların karakterlerinin oturmuş ve nerde nasıl davranmalarını gerektirdiğini iyi bilmeleri yüzünden kaynaklanıyor.
Koreliler size diyecektir ''domuz eti yiyemiyorsun yazık, yoksa gider ne güzel domuz ızgarası yerdik beraber'' böyle şeylerle çok karşılaşacaksınız . Ben dahi çok duyuyorum , yazık domuz yiyemiyorsun diye hayıflananını . Bu sizi dışlamak ya da beğenmemek değil , domuz yemek onlara bir zevk olduğu ve diğer etlerden ucuz olduğu için . Öğrenciler kalkıpta her hafta dana eti yemeğe gidemiyor ki pahalı çünkü. Bunları duyup kötü hissedip hissetmemeniz , ayak uyduramadığınızı düşünüp üzülüp üzülmemeniz size kalmış .
Beraber okuyacağınız ve çalışacağınız profösörleri iyi seçin (seçme hakkınız varsa) . Proflar yüzünden zorluk çeken öğrenciler çok oluyor çünkü her gece içmeye götürüyor bazıları öğrencileri. Bahsettiğim kapalı arkadaş, diğerleri içki içerken su ve meyve suyu içtiğini söylüyor ama onun profu önemsemiyor , sizinki de böyle olursa sorun yok ama bu konuda manyak inatçı proflarda çıkabiliyor . İçki alemlerinde onlara ayak uydurmuyor diye düşük not veren proflar duydum ama umarım böyleleri ile karşılaşmazsınız .
Ama inanın bana Allah herkesi hak ettiği insanlarla karşılaştırıyor . İnsanın dışlanıp dışlanmamasının elbette görüntüsüyle hiç ilgisi yok diyemem , dış görünüş etkiliyor olsa da temelde karakter ve iletişim meselesidir. Eğer iletişiminiz güçlüyse , karakteriniz pozitif ve yeniliklere açıksa , insanlara yaydığınız enerji olumluysa bence bu örtü önyargısının da önüne geçecektir. Ben Nur'la karşılaştığımda ''aaa bu örtülü biz pek anlaşamayız diye hiç düşünmedim , o kadar hayat dolu ve farklılıklara açık bir yaklaşımı vardı ki ''ne kadar dolu ve derin bir insan !'' diye düşündüm başındaki örtüsünden ziyade .
İçki konusunda sıkıntı yaşayabilirsiniz ama yine de bu sizin olaya nasıl yaklaştığınıza ve girdiğiniz ortamlara bağlı . İçmiyorum dediğiniz de elbette ısrar etmiyorlar ama hep bir ''yazık içse/yese eğlenirdik'' diye iç çekişleri oluyor .. Buna karşı onları sizinle zevk alarak yapabilecekleri aktivitelere yönlendirip aranızdaki bağı güçlendirmek ya da bu iç çekişleri görüp yapamayacağınız şeyler karşısında komplekse girip bunalmak yine sizin karakterinize kalmış.
Öz güvenininiz eksik değilse bunları size uygun durumlar ile bertaraf edebilirsiniz , mesela ''ah keşke domuz yeseydin eğlenirdik '' diyen bir koreliye '' canım ne var bizde beraber türk yemeği yemeye yiyelim, hem senin için de farklılık olur , domuz domuz bıkmadın mı '' diye espiri yapabilirsiniz . Ya da '' bunalmıyor musun bu sıcakta örtüden '' diyene '' sizin ahjummalarınız sıcakta tenim yanmasın beyaz kalayım diye robocop gibi giyinip bunalmıyorsa ben neden sıcaklayayım ki '' diye espiri yapabilirsiniz .
Ama bu öz güven işi. Kişinin kendine güveni yoksa , duyduğu sözler karşısında komplekse düşecektir. Ben yapamıyorum onlar gibi olamıyorum öyleyse bana yaklaşmayacaklar diyecektir ve korelileri suçlayacaktır soğuklar diye. Hayır bilmiyorlar, daha doğrusu anlamıyorlar .. Domuz eti yemiyorsun tamamda çorbanın içindeki mantının içine giren domuz kıymasını da mı yemiyorsunu anlayamıyorlar ... Bu yüzden siz girişken olacaksınız küsüp oturmayacaksınız.
Şunu unutmayın lütfen , Korelilker yabancılara karşı soğuk kanlı . Hiç bir şey dizilerde gördüğünüz gibi değil. Soğuk derken kötü manada söylemiyorum . Mesela 4 yıldır hergün gittiğim pazarda ,korece konuştuğumu biliyor ,her gün beni görüyorlar ama yine de ''önce şu yabancınınkini ver '' diyorlar . Yani onların gözünde hep yabancısın . Sakın '' Kore'ye gideceğim bütün koreliler etrafımda pervane olacak , hepsi bana hayran kalacak , tonlarca koreli arkadaşım olacak '' hayalleri ile gelmeyin ,siz kırılırsınız ... Ancak çok güzel ve çok ama çok çekiciyseniz belki bu dediğiniz olur. Buradaki tanıdığım bütün öğrencilerin koreliden ziyade yabancı arkadaşı var .
Domuz eti konusunda çok hassas iseniz , bu konuda zorlanabileceğinizi düşünüyorum çünkü içine domuz girmeyecek yemekleri neredeyse yok denecek kadar az . Ve öğrencilerin yemek yapma seçeneği de pek olmuyor . Bir çok çerez ve ıvır zıvırına da domuz jelatini giriyor.
Ve son bir şey , bu konuda dürüst olacağım ...
Koreli sevgilim olsun derseniz..... Elbette olur ,olmaz değil ama kolay olmayacağını bilmelisiniz çünkü kapalı bir bayanın kendine göre sınır ve hayırları vardır. Domuz eti yemesin, içki içmesin, cinsellik taleb etmesin derseniz, böyle bir koreliyi bulursanız vallahi ne diyeyim helal size derim. Zaten geriye bir kelime-i şehadeti kalmış olur o adamın ama çok çok zor olacaktır ,kendinizi yormayın , yüreğinizi yormayın.. Koreli erkekler güzelliğe önem verirler ,evliliklerde bile tanıştırıldıkları insanları erkekler kızlar için ''güzel mi '' , bayanlar ise ''paralı mı'' diye sorar ilk önce . Hadi ,sizi beğendi , örtünüzle de kabul etti. Domuz yememesi ve içkiyi bırakması da gerekecek . Annesinin de sizi kabul etmesi gerekecek. Hadi adam sizi sevdi de kabul etti ama annesinin gözünde ki imajınız en azından ilk başta biraz farklı olacaktır.
Şimdi bana diyecekseniz ki sen kendine bak, senin ki nasıl oldu da bize kalkıp zor diyorsun.. Öncelikle benim yukarıda söylediklerim örtülü ve bazı dini sınırları , olmazsa olmazları olan bayanlar içindi. Yoksa kapalı değilim, içkide içse bana ne diyenler için değil sözüm.
Ben bile burda çöpçatanlık yapayım evlenip kalsınlar gitmesinler dediğim kapalı arkadaşlarım var ama olmuyor işte kolay kolay.Çünkü hadi örtüsünü kabul bile etse tanıştırmak istediğim koreliler , adamların içkisi ve domuzunu kabul edemez bizim kızlar ...
Tabiki ben bunları umudunuzu kesin, oturun ağlayın, gelmeyin canım diye söylemiyorum . Sadece ayağınız yere sağlam bassın , gerçekleri , olasılıkları görerek gelin ki olur da Allah karşınıza hamuru yatkın bir koreli erkek çıkartırda herşey yukarıda söylediğimin tersine gelişir . Yok mu, var böyleleri de ...
Bu konuda eksik bıraktığım bir şey kaldı mı ? ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



































